S TİPİ PSİKOLOJİK HAPİSHANEMİZ!

Hayatımızı çoğu zaman ilişkilerimiz şekillendiriyor, şekillendirmekle kalmayıp yönetiyor, hatta birey olmamızı engelliyor ve sınırlandırıyor. Ailemiz, işimiz, yöneticimiz, arkadaşlarımız bizi nasıl sevecekse, nasıl beğenecekse öyle yaşamaya çalışıyoruz. Değerlerimizi ve prensiplerimizi sosyal hayatımızla uyumlu hale getiriyoruz. Aslında bu durum kendi benliğimize, değer ve prensiplerimize güvenemeyip, başkalarının bu benliği onaylaması gerekliliğine dayanıyor. Bu yüzden inşayı kendimiz yapmaktan vazgeçiyoruz, başkalarının projesi olup çıkıyoruz.

Bu durumun naçizane tespitimle 4 temel sebebi olduğunu düşünüyorum. Benliğimizi değersiz görmek, benliğimizi sevmek, ideal yoksunluğumuz ve ideal yolculuğuna çıkamama cesaretsizliğimiz.

Bu unsurları açıklamadan önce söylemek gerekir ki; ilişkilerimiz tabi ki çok değerli. Sosyal destek dediğimiz unsur, psikolojik olarak güçlü olmamızda çok etkili. Ancak en etkili ve en öncelikli husus kişinin kendisi ile barışık olması yani öz kabulü ve kendini (değerlerini, prensiplerini, kolonlarını ve idealini) inşa etmesi.

Sosyal ilişkilerimizin psikolojik hapishanesinde kalmanın ilk iki temel sebebi; benliğimizi değersiz görmek, benliğimizi sevmek. İkisi çelişiyor gibi duruyor ama öyle değil. Benliğimizi ve biricikliğimizi değersiz gördükçe onaylanma ihtiyacımız daha da kuvvetleniyor ve böylece sosyal ilişkilerin hapsedici psikolojisinin içine giriyoruz. Çünkü değerli olduğumuzu göremiyor, yeterliliğimizi arttırmıyor veya kendimize özgürlük alanı tanımıyoruz. Bakın bu 3 unsur da bizim elimizde. Ama içeriye dönüp de kendilik yolculuğuna çıkmıyoruz bir türlü. Yalnız kalmanın güçsüzlük, yalnız kalmak istemenin psikolojik bir sorun olduğunu düşünüyoruz.  Bu dünyadaki en değerli yüzleşmenin kişinin benliği ile, en büyük savaşın da nefsi ile olduğunu unutuyoruz. Her ne sorun varsa içeride değil, hep dışarıda arıyoruz.

Zihinler ve gönüller hep dış dünya ile beslenince de kendimize hayrımız olmuyor. Kendisine hayrı olmayandan başkasına hayır bekliyoruz. Temsil etmeden, tebliğler ile vicdanımızı rahatlatıyoruz. Hep dış alemde yaşıyoruz, farkında olmadan kendimizden kaçıyoruz, giderek kendimize yabancılaşıyoruz. Kimliğimiz maddi etiketlerden öteye gitmiyor. Benzer etiketlerin içinde bulanıklaşıyor, belirsizleşiyor, özünde kimliksizleşiyor ve sonunda kendimize yabancılaşıyoruz. Artık duyarsızlaşmış da oluyoruz. Yatağa yattığımızda bile kendimize sırtımızı dönüyoruz. Halbuki korku dışarda, ümit içimizde; acziyet algısı dışarda güç içimizde. Ama bir yüzleşme gerekiyor artık. Stockdale paradoksundaki gibi yüzleştikçe güçleniyoruz çünkü.

Benlik değersizliğinin ifrata varan kısmında da benlik sevgisi duruyor. Bir nevi ego şişmesi. Sadece kişinin kendi ile meşgul olması. Kendini özel, diğerlerini sıradan görmesi. Bu kesimin sevgisi dahi benlik sevgisinden kaynaklanıyor. Onaylanmak, başarılı algılanmak, takdir edilmek, gösterilmek, sayılmak veya sevilmek için seviyor işini, eşini, dostunu… Sahiplenerek seviyorlar. “Benim arkadaşım, o yüzden böyle yapamaz”, “Benim grubum, bunu böyle yapmalı”, “Benim çocuğum, böyle olamaz”. İnsanlar sevgileri ile hapsediyorlar birbirlerini. Birey olmakla, beraber olmak arasındaki dengeyi gözetmiyoruz. Ben sevdiğimi, sevdiğim beni hapsediyor. Psikolojik bir hapis bu. Kaçsan ayrı dert, kalsan ayrı.

Eğer ideallerimiz yoksa veya ideal diye bir derdimiz yoksa birey olmamız da mümkün gözükmüyor. Kalabalıklar içinde takılıp gidiyoruz. Ama kalabalıklar git gide ideale duyarsızlaştırabiliyor, olayları ve olguları sıradanlaştırabiliyor, duyguların dozunu artırıp, aklı susturabiliyor. Beraberliklerin, grupların ve toplumların normları değerler olarak yerleşiyor. “Olup olup gidiyoruz” formatında takılıyor İnsanlar.

Yaşamaya değer bir hayat, idealleri gerektirir. İstikameti belirlenmiş bir yolda savrulmayan bir yolculuktur bu. Klasiktir! Varmanız değil, yolunda olmanız-ölmeniz beklenir. İdealsiz boşluktur bu hayat. O boşluk kişinin kendinden kaçması ile kendini dışa atması ile dolar. Herkes gibi yaşamak çok “normaldir”. İdeallere vekalet eden meşguliyetlerle dolar hayatlar. İdealsiz meşguliyetler olur hayatlar.

İdealler için yalnız kalmanız gerekebilir. Gürültüde duyamazsınız, kalabalıkta göremezsiniz çünkü. Yalnız da olsanız, yalnız da kalsanız mücadele etmeniz gerekir. Ama ideallerinizi paylaştığınız İnsanlarla beraber olabilme imkânınız varsa ne ala. Ki bu imkân beklemekle olmaz, sizin bu çevreyi oluşturmanız, şekillendirmeniz gerekir. Yani artık sizi hapseden, şekillendiren ilişkileriniz değil; sizin seçtiğiniz, ideallerinizi destekleyen ve hatta ideal yükleyen ilişkilere ihtiyacınız vardır. İdeallere adanmış bir kimlik, ideale atılmış bir imza anlamlıdır. Küçücük de olsa anlamlıdır, değerlidir, değerdir. Tabi idealler uğrunda yalnız kalmaya ve mücadeleye cesaretiniz varsa.

Hayatınızdaki insanlar size kanat olmuyorsa, ışık olmuyorsa; haddiniz, hududunuz oluyor. Sevgiden de olsa parmaklıklarınız oluyor.

Unutmayalım, ne kadar çok insan olsa da hayatınızda, idealleriniz yoksa siz de yoksunuz.

11 Replies to “S TİPİ PSİKOLOJİK HAPİSHANEMİZ!

  1. Kendi ideallerimiz ve bu idealleri destekleyecek ilişkilerimiz olduğu sürece, başkasının projesi olmaktan çıkarız. Söz ve karar sahibi konumuna geliriz. Aksi taktirde çemberin içinden çıkmadan bize çizilen hudutta dolanıp dururuz.

  2. İnsan bazen oturup bir şeyler düşündüğünde bile kendi için değil de başkaları için düşünceler oluşturuyor. Art arada gelen sıkıntılar,üzüntüler de bizim kendimize yukledigimiz değersizlik yüklerinden kaynaklanıyor. Bu sorunlar için oturup düşündüğümüzde bir neden bulamadığımız gibi bir sonuçta bulamıyoruz çünkü kendimiz için değil başkaları için oluşturduğumuz her şey bize hep eksi puan kazandırıyor. Hayati bir noktandan sonra başkasının ellerine bırakıyoruz bu düşünceler sayesinde. Her şeyi sadece aklımız da oluşturuyoruz. Değerler ve yargıların çevrelediği bir alan oluşturuyoruz bilmeden. Sonra oraya sıkışıp kalıyoruz. Başkaları için yaşanılan bir hayat olmaya başlıyor. Kazanılan tüm başarılar başkaları bizi alkışlasın bizi tebrik etsin diye oluyor. Biz başkaları mutlu olsun diye yaşarken için de bulunduğumuz değerler ve yargılar çemberi günden güne daralıyor… Insan çoğu gerçekten kaçmaya çalışıyor. Fakat bir gün böyle bir yazı okuyup tüm gerçeklerle bir bir yüzleşiyor.

    1. İdaler kişiyi kişi yapan adımlardır ve idali olmayan insanlar sıradanlaşır varlığı ve yokluğu eşdeğerdir bu yüzden bir idalin olmalı bi amacın bi hedefin olmalı farzımisal hukuk fakültesini okuduğunuzunuz o bölümü birincilikle bitirmelisiniz yine farzedelim ki bitiremediniz olsun bunun için çabalamak bile sizi sıradanlaşmaktan kurtarır hem ne olur çabalamak zaten size bir şey kaybettirmez ki aksine kazandırır dimanız açılır daima araştırmalı ve çabalamalıyız bizi sevenler böyle sevsin onların istediği biri olduğumuz için değil bu yolda çok kayıp verebilirsiniz ama eminim sonunda olduğunuz yerden mutlu olacaksınız

  3. Başkasının mutluluğu için değil kendi mutluluğumuz için çabalamalıyız kendi hedeflerimiz için çalışmalıyız ailemiz ya da arkadaşlarımız bize deseki doktor olmak için çalış hem sana çok yakışır bizde doktor olmanı çok isteriz deseler bile biz kendi idealirimiz için yaşamalıyız kendi istediğin amaçların mutluluğu başkasının istediği isteklerden her zaman daha iyidir

  4. İdealleri olmayan birey, rüzgarda sürüklenen yaprağa benzer nereye nasıl sürüklendiğini rüzgar belirler.

  5. İnsan öncelikle kendini tamamlamalı ne istiyorum ne olmalıyım çizgilerim neler … bunları belirlerken insanların baskılarını algılarını dikkate alırsak malesef ben artık ben olmuyorum ben çevremin istediği ve yönettiği o kişi oluyorum tabikide insan karakterini şekillendirirken ideallerini belirlerken dış çevresinden etkilenir lakin en son halimizi kendi irademizle verdiğimiz karlarla şekillendirmeliyiz yalnızlıktan korkmamalıyız olmak istediğimiz insan olduğumuzda çevremizde kimse kalmayabilir ama olduğumuz insana uygun benzer özelliklere düşüncelere sahip insanlarla yeni çevremizi biz seçebiliriz ben olmaktan korkmamalı cesaretli olmalıyız ve son olarak son günlerde benimsediğim düşüncemi paylaşmak istiyorum cesaret insanın en güzel özgürlüğüdür özgür olmaktan çekinme.

  6. Ne biz başkalarına bağlı olmalıyız ne de onlar bize.Kimsenin bizi yönlendirmesine izin vermemeliyiz bizim ideallerimiz olmalı.Çevremizdeki insanlar bizi yönlendirmemeli sadece yanımızda olmalılar. İdeallerimizi bilerek bize destek olmalılar ama korkmamalıyız ,destek olmasalar bile biz yolumuza devam etmeliyiz.onlar istiyor diye değişemeyiz farklı davranamayız.kendimize saygılı olmalıyız kendi yolumuzdan gitmeliyiz. Her sorunu dışarda aramamalıyız kendimizle yüzleşmeliyiz ,kendimize odaklanmalıyız. ancak o zaman daha iyi bir konuma gelebiliriz.çevredeki insanların sınırlamalarına değil ideallerimize kendi yolumuza odaklanmalıyız.

  7. İdali olması bir insan içim çok önemlidir. Ama ideal için imkan da olmalı
    Bazı şehirlerimiz de hala İnternet girmemiş evler var. Hala eğitim den yoksun insanlar var, bunların ideali en fazla ne olabilir. Bazı insanlar kendini sorgulama fırsatı olmasına rağmen buna cesaret edemez çünkü kendisi ile tanışmak kendine yaptığı yanlışları yakıştıramayn yada neden varım sorusunu sormayan var. Yada mutsuz olmasına rağmen eşine katlanan sadece çocukları için yaşayan insanlar var. Bu dünya her insana iyi davranmıyor bazılarımız dünyaya hakkını vererek yaşamaya bazılarımız ise sadece izlemeye gelmiş sanki. Hiç bir şey hayalimize engel olamaz ama, hayal kurmak bedava sonuçta. Hayal dünyasında yaşamak insana yaşama isteği bile verir yaşamayı istemeyenlere bile.

  8. Hayattaki hedeflerimizi hayatımızdaki insanlara göre yaparsak dönüp kendimize biz ne istiyoruz diye sormazsak o hapse mahkum oluruz insanların ne istediği ne düşündüğü önemli olmamalı bizim için biz istemiyorsak onların istediğini yapmamalıyız istediğimiz şeyden vazgeçmemeliyiz sevgi düşünce güven bunlar çok güzel şeyler ama önemli olan karşımızdaki insan bunları gerçekten bize karşı dürüst bir şekilde gösterip bizim yanımızda mı oluyor yoksa bunların arkasına sığınıp bizi kendi kalıplarına sokmaya kendi istediği gibi bir insan olmamız için mi çalışıyor hayatta çoğu hatayı başkalarını dinlediğimiz onların istediği gibi olmaya çalıştığımız için yapmıyormuyuz hayatında kimse yoksa bile yaşadığın toplumun kriterleri arasına girmek için kendimizi heba etmiyormuyuz kendimize hayallerimize düşüncelerimize saygımız olmazsa bu saygıyı bir başkasından nasıl bekleriz insanlar kendi kalıplarına göre hareket ediyorken biz neden kendi kurallarımızdan hedeflerimizden vazgeçelim ki en doğru yol kendine saygı duyup biraz da dış dünyaya kulaklarını kapatıp kendini dinlemekten geçiyor…

  9. Modern toplum dediğimiz yapının oluşmasıyla birlikte bireylerde bir meta gibi kullanılmakta. İlkel çağ insanları doğaya karşı hayatta kalmak için birliktelik sağlarken günümüzde insanlar bireyselleşmenin daha doğrusu toplumsallaşmanın getirdikleri ile birlikte kendini topluma ispat etme ihtiyacında.İlkel toplumlarda her bireyin önemli veya önemsiz ayırt edilmeksizin bir rolü varken günümüzde hayatta kalma her bireyin önemli veya önemsiz ayırt edilmeksizin bir rolü varken günümüzde hayatta kalma evresini geçen bunu para ile karşılayabilen birey (gıda, giyim, ısınma vb fiziksel ihtiyaçları) psikolojik ve manevi ihtiyaçlarına yöneldi. Bu psikolojik ihtiyaçları karşılaması için topluma ve diğer bireylerin ihtiyaçları daha da arttı. Daha öncesinde doğaya karşı tek kalamayan birey bu sefer mücadele edeceği doğa yerine kendine diğer bireylerle mücadelede buldu. Black Mirror dizisinin bir bölümünde insanlar yaşadıklarına göre puan veriliyordu diğer bireylerce.Bireyler puanını yükseltip daha ayrıcalıklı olmak için kendi isteklerini terk edip oylama yapanlara göre yaşamaya başlıyor.Kendi istediği bir şey için diğerlerinin kölesi olmaya gönüllü oluyor bir nevi. Bu gün elimizde olan akıllı telefonlar da öyle değil mi? Kim gerçekten gülerek fotoğraf çekiniyor. Sosyal medyada paylaşmak için yemek yiyor, fotoğraf çekiniyor, ona göre yaşıyoruz. Sanal dünya kendi iç dinamiklerimizi, ahlak olgularımızı bize göre doğru olanların yerene kendi sanallığını yerleştiriyor. Türk toplumunda yer alan el alem ne der olgusu bu gün daha da belirginleşti. Beni anlar dolayısıyla beğensin de ben o zaman güzelim olgusu derinleşti artık. Güzelliği bile kendimiz karar veremiyoruz artık.

  10. Hocam benim çok sevdiğim bir hikaye vardır, deniz yıldızı hikayesi.. yazınız bu hikayeye biraz daha farklı bir perspektiften bakmamı sağladı.. Bir adam okyanus sahilinde yürüyüş yaparken, denize telaşla bir şeyler atan bir adama rastlar. Biraz daha yaklaşınca bu kişinin, sahile vurmuş deniz yıldızlarını denize attığını fark eder.

    “Niçin bu deniz yıldızlarını denize atıyorsunuz?” diye sorar. “yaşamaları için” yanıtını alır.

    Adam bu defa “iyi ama burada binlerce deniz yıldızı var. Hepsini atmanıza imkan yok. Sizin bunları atmanız neyi değiştirecek ki?” der.

    Yerden bir deniz yıldızı daha alıp denize atan kişi, “bak onun için çok şey değişti” karşılığını verir.

    Deniz yıldızlarının hepsinin hayatta kalmasını idealine yerleştiren bu kişi kendisi gibi binlerce aynı ideale sahip kişiyle bir araya gelip deniz yıldızlarını hep birlikte atsaydı, yıldızların hepsinin kurtulmasını bir ütopya olmaktan çıkarmayacakmıydı?

Ali Köse için bir yanıt yazın Yanıtı iptal et

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir