Psikolojik Sağlamlık ve Sosyal İlişkiler: İlişki Negatif Olabilir Mi?

Mutlu ve sağlıklı bir ömür için; insanlar arası duygu aktarımının ve paylaşımının yüksek olduğu “sosyal ilişkiler”in rolü, tartışılmaz biçimde birçok araştırmada kanıtlanmıştır. Hatta Harward Üniversitesinin 75 yıllık araştırması son zamanlarda konuşulan en vurucu kanıt. Yazdığım bu yazı bu araştırma bulgusunun aksini iddia etmiyor. Ancak bütün insanlar için tek veya en önemli kaynağın sosyal ilişkiler olduğunu iddia etmenin doğru olmadığı yönünde bir bakış açısı ortaya koyuyor. İstatistik bilimi istisnalar kaideyi bozmaz anlayışıyla çalıştığı için sosyal ilişkilerin gücünü, kuvvetli bir pozitivist bilgi olarak sürekli tekrarlayan biçimde anlatıyor öğretiyor hatta genelliyor.

Belki biraz iddialı olacak ama sosyal ilişkiler çoğunluğun yani avamın mutluluk hatta sağlık kaynağı sanki. Ben azınlıklara dikkat çekmek istiyorum.

 

Kabul ediyorum:

Kendi varlığını diğerlerinin onayına endeksleyen, kendini diğerleri sayesinde tanımlayabilen, bu yüzden sürekli bir “öteki”ye – “ötekileştirmeye” ihtiyaç duyan, kendi içinde ölçme ve değerlendirme mekanizmasını oluşturamayan, diğerleri ile etkileşim kurmadıkça motive olamayan ve kendini ilişkilerinde gerçekleştirebilen insanlar için en önemli kaynak “sosyal” ilişkiler, sosyal destek, sosyal paylaşımlar ve düzlemlerdir. Hatta bazı ilişkiler o kadar “kuvvetli”, o kadar mesafesiz ve bütünleşmiştirki imrenilecek dostluklar olarak algılanır. Böylesi sürekli ve yakın (yapışık) ilişkileri olmayanlar eksik ve mutsuz olarak görülür.

Saydığım özellikler sizce de hafiften rahatsız etmedi mi sizi?

Demeye çalışıyorum ki sosyal ilişkilere ve sosyal desteğe bağlı bir hayat; yaşam desteğine fiş ile bağlı insan gibi. Ne yapsak, ne desek bir ötekine mutlak ihtiyaç söz konusu. Sosyal ilişkilerin olumlu yönleri gibi, insanı kendi içinde güçsüz kılan da bir tarafı var. Bu ilişkiler; kendini, diğerlerinin varlık ve duygu alanlarına hapsedebilir. Peki buradan hareketle şöyle sorular sorsam ve “bağlamınız”dan sıyrılıp bir yanıt istesem sizden (yorum bölümünde).

“Sosyal ilişkilerle motive ve mutlu insan güçlü bir karakter midir? Güçlü bir karakter olabilir mi?” Psikolojisi sağlam kişi sosyal ilişkilere ihtiyaç duyar mı? Sosyal ilişkilerle mutlu olan kişi psikolojik olarak sağlamlaşabilir mi? Acaba bu sosyal ilişkiler kişinin kapasitesini (görseldeki gibi) sınırlı mı tutar? Potansiyeli için daha geniş-verimli topraklardan uzak mı tutar? -Keşke bu soruları tartışabilecek bir düzlem bulsak- iç seslerinizi duyar gibiyim.

Psikolojik sağlamlık mutluluktan daha öte, daha geniş ve daha esas bir kazanım. Mutluluğu bir amaç olarak önümüze koyanlar, mutlu olmak için mutsuz bir yaşama mahkûm olmamıza sebep oluyorlar. İyi yaşamak için, hiç yaşanılamayan ömürler geçip gidiyor. Bu dünyanın sürekli-etkisi daim bir mutluluk vaadi olmadığını hem deneyimlerimiz hem de gözlemlerimizle biliyoruz artık. Bu yüzden bu kelimeyi biraz uzaklaştıralım hayatımızdan, amaçlarımızdan, hayallerimizden.

Eğer psikolojimiz sağlam olursa (yaşadığımız türlü endişe, önümüze çıkan birçok engel ve zorlukla zihinsel ve duygusal olarak başa çıkabilme gücümüz yüksek olursa) hayallere değil, gerçeklere odaklanma ihtimalimiz daha yüksek olur. Böylece her anın içindeki çeşni, derinlik, detaylar gözümüze daha bir görünür. Böylece mutluluk her an küçük bir detayl(d)a beliriverir içimizde. Büyük işlerin sonunda bir bulut gibi görünen ve hızlıca eriyen mutluluk, küçük küçük işlerin içinde büyüyen bir pınara dönüşebilir. Her köşe başında karşılaşma ihtimalimiz artar bu duyguyla. Yürüdüğümüz yolun sonunda değil, ara sokaklarında bizi takip eder bir hal alır. Mutluluk biz(iml)e gelir, bizim onu aramaya, bizim ona gitmeye ihtiyacımız kalmaz.

Peki mutluluk yerine hemen önümüzde hangi kelimeyi tutalım? Uğraşımız, amacımız ne olsun? Benim önerim “tekâmül”. Sonuç değil süreç öneriyorum. Böylece baskıları da kaldırmış oluruz. Sürekli, her an her yerde zihin, duygu, davranış ve beceri gelişimi, artırımı, derinliği… İlerdedikçe artan olgunluk, adım attıkça derinleşen bakış açısı, sadeliğin içindeki çeşniyi görme kapasitesi, eşyanın ve olanın rolünü-anlamını anlayabilme yetisi. Tabiri mümkünse “ruhumuzun çekim alanının genişlemesi”…

Bahsettiğim azınlık; kendine dönüp, kendind(l)e kalabilen-yüzleşebilen, varoluşsal yükseklik korkusunu aşıp özünün boşluklarına bakabilen, yaşadığı yüzeysel hayatı fark edip içinden ölmüş-dışından yaşayan insanlardan uzaklaşmak isteyen azınlık.

Bu azınlığın su kaynaklarından sadece biri “sosyal ilişkiler”. Hayatları diğer insanlara bağlı değil. Kendi içlerinde kendilerini tartma-biçme mekanizmaları olan insanlar bunlar. Çoğunluğun kolay kolay idrak edemeyecekleri heyecanları-amaçları var. Kendilerine yüklenen rolün; görünen hali ile büyük-küçük olduğuna bakmadan bütün ile ilişkisini kurabilen insanlar var. Bütünü görebilen insanlar var. Çocuksu meraklarını hiç kaybetmeden; sürekli öğrenmeye hevesli, temsil etmek ile gururlanan, “garip, değişik” algılanan otantikler var bu hayatta. Etki alanı içinde kalıp; hangi düzeyde olursa olsun, şikayetten uzak bir üst düzeye; çocuksu bir heyecanla koşanlar var. Eylemin içinde akanlar var. Geçmiş ve gelecek yükünü zihninden kaldırmış, zihni tutumları ile hayatı(nı) değiştirebilenler var. Olanın olacağına odaklanan, sert olmadığı için kırılmayan, başına geleni kişiselleştirmekten uzak, herkes tarafından önemsenmeyi-önemsendiğini düşünmeyen, bugün olanın yarın için bir anlamı olduğunu bilen, esnek; zorluğu kabul edip yıkılmayı kabul etmeyen “bambu tipler” var bu hayatta. Varsayımlarının parmaklıklarında yaşamayan, öğrenmenin zorluğuna talip, acıyla-zahmetle büyüdüğünü bilen tipler var.

Evet, ne diyorduk? Sosyal ilişkiler psikolojik dayanıklılığın (her an mutlulukla karşılaşma ihtimalinin) bir parçası. Ama sadece bir parçası. Kalabalıkların içinde bulamayacağımız bazı kaynaklar var. Ruhumuzun su kaynakları bunlar. Bu su kaynaklarına erişim bilinçli yalnızlıklarla, itikaflarla mümkün.

 

Bu yazıyla;

çoğunluk hep(hızlı) birlikte(biçimde) bir kaynağa meylediyorsa, o kaynağın eksik olma ihtimalini tartışmaya açıyorum. Herkes sosyal ilişkiler önemli, sosyal destek olmazsa olmaz diyorsa bu durumu tartışmaya açıyorum sadece.

Hakikat ile azınlık-yanlızlık sanki kol kola bu hayatta. Vesselam.

 

5 Replies to “Psikolojik Sağlamlık ve Sosyal İlişkiler: İlişki Negatif Olabilir Mi?

  1. Kaleminize sağlık hocam. Keyifle okuduk.
    Dediginiz gibi insan kendi ile barışıksa cevresine de huzur yayıyor, bu da onun sosyal iliskilerinin iyi olmasını sağlıyor. Aslinda sarmal, sosyal iliskilerden (dıştan) iç huzura -mutluluğa (içe) dogru değil, iç huzurdan sosyal iliskilere dogru gerçekleşiyor…

  2. Yazı bir arayışı ve derinliği dile getiriyor. Sosyal ilişkiler merkezli hayattan insanın kendi içine doğru uzanan yolculuğu yansıtan bir arayış olmuş. Bir nevi referansını dışarıdan değil içeriden almaya doğru giden bir arayış. Hâliyle görünüme değil öze yönelen bir arayış. Bu yazıda da ifade edildiği gibi bir süreç; tekâmül süreci.. Bu yolda yolculuk deneyimi ise psikolojik sağlamlığımızı gösteriyor.

    Mutluluk ise yolda güneşten yandığımızda ferahladığımız bir gölge, susadığımızda içtiğimiz su, yorulduğumuzda dinlenmek için verdiğimiz bir mola ama bir amaç değil, varılacak bir yer değil, bizi yoldan alıkoyacak bir son değil. Bir serinlik rüzgârı gibi gelip geçen bir hâl. Ama unutmayalım ki her hâl geçicidir.

    Sosyal ilişkilerden yorumlanlar “Daha az insan daha çok mutluluk” derler ama bu da yanlış tanımlama gibi sanki. Daha az sosyallik ama bunun “karşılığı” olarak değil, “sonucu” olarak da değil belki bir belirleyicisi veya “nedeni”olarak daha çok psikolojik sağlamlık..

    İçimize döndüren bu yazı için teşekkürler..

  3. Sevgili hocam, öncelikle emeğinize sağlık.
    Belki de bu kıymetli yazıdaki hastaglerden (#) birisi #elalemneder olabilir. Yaptığımız her davranıştan sonra etrafımızdakilerden bir onaylanma sevdamız var. Çoğu vakit gözümüz-kulağımız oluveriyor el ve alem…
    El ve alemden aldıysak bir onay, tamam doğru yoldayız deriz. Belki yargılamayız, sorgulamayız, düşünmeyiz bile çoğu vakit. İşimiz gücümüz onların ağzından çıkacak olan sözler oluverir. Hatta öyle ki kimi zaman; insanın kendi değerini kendisinin belirleyebileceğini bile unutuveririz el ve aleme bağlarız kendi değerimizin ölçümünü bile… Sonra da bir fanusun içerisinde -mış gibi- hayatlar yaşamaya başlayıveririz. Belki de, bu fani dünyada #elalemneder düşüncesinden sıyrılarak kendini akışa bırakan -azınlık bir grup- “bambu tipler” sıfatına sahiptir.
    İşte bu -azınlık- olarak nitelendirdiğimiz grup yavaşlar, hayatın seyrine dalar. Bir ağaca, dağa, bir kuşa, bir bitkiye daha nicesine seyre dalar. Mutluluğu aramaz, hayatın içerisinde mutluluğun yanında mutsuzlukların da olabileceğini kabul eder. Yaratıcılıkları, hayal dünyaları ölmez. Kendilerini tanımaya başlarlar. Bu ve benzeri özelliklerden dolayı psikolojik sağlamlık düzeyleri de benzer oranda daha yüksek olabileceğini düşünüyorum.
    Sokrates’in şu sözü hoşuma gider:
    “Kendini tanımak demek, hayran hayran kendini seyretmek değildir. Onu arayıp bulmak demektir. Bu nedenle insanın hem ne olduğunu hem de ne olması gerektiğini araştırmasıdır; nasıl düşüncesini, basıl yaşayacağını, nasıl mutlu olacağına kendine sormasıdır,” diye söyler.

  4. Hocam kalemine sağlık. Bu sorgulamaları yapmaya ihtiyacımız var. “Ayrışma – bütünleşme (yapışıklık)” dikotemisinde ya o ya bu değil şüphesiz. Kendi varlığını ilişkileri ile inşa edenlerin özerklik, özgürlük ve sorumluluk üstlenme gibi birey olmayı ifade eden özellikleri geliştiremeyecekleri aşikar. Diğer durumda da yeryüzünde bireyin “tekamül”üne hizmet edecek olan ise hemcinslerimizle kurduğumuz ilişkiler: biribirinden öğrenme, paylaşım, sevme, sevilme vb.

    Kendimizle olmaktan kaçtığımız, kendimiz olamadığımız ve sürekli bir dışsal uyaran arayışına yönelmek bizi dışarıya bağımlı hale getiriyor. Bununla birlikte, kalabalıkların içinde yalnızlaşan bir tatlı tebessüme aç haline gelmek de güzel olmasa gerek.

    Burada Ubuntu atasözü aklıma geliyor: Ben, sen “sen” olduğun için “benim.”.

Hüseyin Çırpan için bir yanıt yazın Yanıtı iptal et

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir