NEDEN TAKDİR ETMEZLER Kİ?

Birçok konuda olduğu gibi takdir etme konusunda da ifrat ve tefrit kutupları giderek yoğunlaşıyor. İnsanlar ya takdir cimrisi olup, hiçbir olanı veya insanı takdir etmiyor ya da işini-menfaatini gözeterek güce karşı takdir israfında bulunuyor. Ayarını tutturanlar ise hem beşeri münasebetlerde hem de iletişim zorunlu işlerinde başarılı oluyorlar.

Bazen kişiyi ayakta tutan, öğrenmeyi ve eylemi güdüleyen en temel motivasyon ve tatmin edilmesi gereken baz bir psikolojik ihtiyaçtır “takdir edilme ihtiyacı”. Takdir etmenin de bir psikolojik ihtiyaç olduğunu bilmiyoruz ama. Güzelliği görmek, güzel yapıyor insanı, mutlu kılıyor. Takdir etmek birçok iletişim kapısını aralayan bir anahtar. Kapalı olan, kendini koruma zırhını giyen birçok insanı açan bir anahtar. İletişimin başarısı da karşı tarafı rahat hissettirip açmak ve özüne dokunmak değil midir zaten?

Hâlbuki ki olmayanı olandan önce gören bakış mutsuz ediyor ve yalnız bırakıyor. Sorunları ve sorunluları büyütüyor zihinlerde. Herkesin kendini koruma zırhını giymesine sebep oluyor. Herkes savunmaya geçiyor, hatta karşı tarafa pusular başlıyor. Herkes büyük bir arzu ile karşı taraftaki olumsuzu arıyor. İnsanlar uzaklaşıyor, güzellikler görünmez hale geliyor, her yer soğuyor.

Olanı-olguyu göremeyip, olmayandan başlayanlar ve kişide saplı kalanlar (aynı zamanda aslında kendilerinde) kendilerini var etmek için diğerlerini yok etmeyi tercih ediyorlar. Onları aşağı kendilerini yukarı çekmek için takdir etmekten uzak, aksine (kişi niyetli işi)yargılayıcı bir tavır sergiliyorlar. Yargılanan kendini (içsel-ilkesel)değerlendirme olgunluğuna sahip değilse; kendini değersiz, başarısız ve giderek kendine yabancılaşmış hissediyor. Yani bir kişiyi daha kaybediyoruz.

İnsanları psikolojik olarak ayakta tutan ve eyleme devam ettiren enerji, çoğu zaman doğru ve iyi olduklarına dair aldıkları geribildirimlerdir. Kısacası onaylanmak, “takdir” edilmektir. Marifet iltifata tabidir sözü marifetin gelişmesi için iltifatın yeter değil ama gerek bir şart olduğunu ifade etmiştir. Ancak marifet maarifler tarafından takdir edilmezse, kişiden önce marifet yozlaşır. Yozlaşan marifet zaten insanı da yozlaştırır. Yani kimin takdir ettiği-etmediği en önceliklidir.

Peki Neden Takdir Etmiyorlar?

  • Takdir edenin maarifliğinden sonra niyeti önem arz eder. Takdir edenin veya etmeyenin niyeti, marifetin gelişmesi-geliştirilmesi midir? Yoksa kendinden gayrısını görmek istememesi midir? Niyeti marifet olmayanlar; olmayanı olandan önce ararlar. Bu yüzden olmamışlıkları-sorunları beslerler. Sorunlar beslendikçe, gelişim alanlarına (potansiyele) körlük başlar. Kendi yetersizliklerine de körleşenler kendilerini başkalarının yetersizlikleri ile rasyonalize ederler. İdeal olamamışlığı başkalarından yorumlamak isterler. Yani takdir etmeyişleri, kendilerini takdir edememişlikleri yüzündendir.
  • Bir de narsis eğilime girenler vardır. Başkalarını eksik görerek kendini yüceltirler. Bu dünyada sadece kendisi olduğunu, bağlam içinde merkez olduklarını düşünürler. Kendilerinden çıkıp başkalarını olgusal değerlendiremezler. Hep nirengi kendileridir. Kendi değerlerini eksiltir diye kimseye yüksek değer biçemezler. Hep takdir beklerler.
  • Bir de şımartma korkusu içinde olanlar var. “Takdir edersem bozulur” düşüncesi. “Takdir edersem oldum zanneder” düşüncesi. Bu güvensizlikten kaynaklanır. Belki güvenmemek için birçok sebep olabilir. Gözlemleriniz, tecrübeleriniz insanların bir kısmının takdir edildiğinde bozulduğu algı şemasını oluşturmuş olabilir. Ama hatırlamak gerekir ki hep olumsuz örnekler önce hatıra gelir. Olumsuzluklar ne bir kişiye indirgenmeli ne de herkese genellenmelidir. Unutmamak gerekir ki insanları en temelinde; onlara güvenmek geliştirir. Aslında bazen de kişi kendinden bilir diğerlerini. Yani kendisine güvenmeyen diğerlerine aynı hali yakıştırır.
  • Son olarak hayatı boyunca takdir göremeyenler, bunu öğrenirler ve artık onlar da takdir etmezler. Öğrenilmiş bir takdir cimriliği, olağan-olması gereken bir tavır halini alır. Hayatı sadece kendi deneyimlerinden öğrenen-algılayan-bilen insanlar, bu sarmaldan çıkamazlar. Bu yüzden bazen hayatımızı kalıplayan deneyimlerimiz ve insanları; zihnimizde bir yere terk edip, kalıpsız değerlendirmelere, boş levha zihinlere ihtiyacımız var. Masum ama meraklı, hayret edebilen, güzeli görüp söyleyen otantik birine dönüşmemiz gerekir. Bu hem bize hem bizden beslenen diğerlerine çok iyi gelir.

 

Otantik demişken;

Çoğu insan kendi kendini değerlendirme, onaylama ve bunu yeterli görme seviyesine gelemeyebilir. Bu yüzden dış değerlendirmelere ihtiyaç duyar. Kendini bir başkasından bilmeye çalışır. Kişi kendi içsel ve ilkesel değerlendirme mekanizmasını devreye sokamaz ise, stratejik sunumundan otantik sunumuna dönemez ise yaşam doğrularını ve tercihlerini başkalarının takdirlerine bırakır. Ama dış değerlendirmeden (dış onay) iç değerlendirmeye (iç onay) geçebilmek de derinlik-olgunluk gerektirir.

İçsel değerlendirme için:

  • İnsanın kendi dünyasından çıkıp, içinde yaşadığı dünyayı ve kendisini gözlemlemesi gerekir.
  • İnsanın düşüncelerini gözlemesi için kendi içinde bilişsel ayrıma gidebilmesi (düşünceleri ile düşüncelerinden bağımsız olgusal değerlendirmeleri ayırabilmesi) gerekir.
  • İnsanın kendine dair tanımlamalarını yaptığı kavramsal benlikten sıyrılıp, bağlamsal benliğini görmesi gerekir. Hepimiz bir bağlamda; farklı kaderlerin kesişiminde, kendimiz dışında oluşabilen sebepler dünyasının içinde yaşıyoruz. Yani bağlamın kişisel gelişim veya psikolojiden bağımsız olarak başarımıza veya başarısızlığımıza neden olabildiğini görebilmemiz gerekir.

Kısacası iç onay seviyesi; doğru zaman ve durumlarda bilinçli farkındalıkla, gözlemleyen bir bilinçle otomatik pilottan çıkarak, ben görüşünden varlık görüşüne yükselmeyi gerektirir. Burada başarı ve başarısızlıklar deneyimler jargonu içinde erir. Gökyüzüne çıktığınızda aşağıda bazen yağmur yağdığını, bazen şimşek çaktığını, bazen beyaz bulutlar içinde güneşi, maviyi ve yeşili görürsünüz. Ama gökyüzü hep aynıdır. Kendimizle ilgili değerlendirmeleri yaparken de bazen aktığımız nehirden çıkalım. Kimi zaman berrak, kimi zaman çamurlu. Berraklığın veya çamurun devamlı olacağını varsaymayalım. Akıp gidenin bazen dışında, bazen içinde olduğumuzu hissedelim. Ama çıkma iradesinin bizde olduğunu unutmayalım.

Demeye çalıştığım kişinin kendisini değerlendirerek, onaylaması, takdir etmesi ve bunu da yeterli bulması önemli bir olgunluk gerektirir. Bu olgunluk seviyesinde olamayanlar; değerlendirilme, onaylanma ve takdir edilmeyi en temel ihtiyaç olarak hayat merkezlerine koyarlar ve bunu dışarda ararlar. Biz içerde de arayabilenlerden olalım.

Zira içerde kaybedileni dışarda, kalabalıklarda aramak beyhudedir…

2 Replies to “NEDEN TAKDİR ETMEZLER Kİ?

  1. Bazen insanlar bir videoyu izlemeden veya bir yazıyı okumadan önce özellikle yorumlara bir göz atarlar, yıldızı kaç ne yazmışlar diye. Buraya yorum okumaya gelen kıymetli bir insan varsa seslenişim ona olsun 🙂 Bu yazıyı ve site içerisindeki bütün yazıları okumak hayatında kısa bir vaktini alacak ama düşünce yapına bakış açına tarifsiz şeyler katacak.
    Emeğe saygı duymak tebrik etmek gerekiyor.
    hocam kaleminize sağlık.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir