ÖĞRENİLMİŞ ÇARESİZLİĞE ÇARE “ÖĞRETME STİLİ”

Pina FilippelloCaterina BuzzaiSebastiano CostaSusanna OrecchioLuana Sorrenti isimli araştırmacılar 2020 yılında yayınlanan bir araştırma yaptılar. Öğretmenlerin öğretme stillerine dair yapılan araştırmada; orta öğretim öğrencilerinde akademik başarıyı artırmada “kontrolcü” veya “özerkliği destekleyici” öğretme stillerinin etkisini incelediler.

Bu incelemeyi yaparken akademik başarıya esas etki eden unsurun; öğretim becerilerinden önce, “ustalık yönelimi” veya “ustalık yönelimi yoksunluğunda gelişen öğrenilmiş çaresizlik” olduğunu iddia eden bir model kurdular.

Yani dediler ki; öğretmenler, çocukları ya usta yönelimli yetiştirirler ya da öğrenilmiş çaresizlik psikolojisi ile karşı karşıya kalmalarına sebep olabilirler. Akademik başarı da, başarısızlık da bu yönelimin sonucudur.

Neydi ustalık yönelimli olmak?

Kendi seçtiği ve ilgisini keşfettiği alanda derinleşme eğiliminde olan, tedrici ve iradi olarak artırdığı zorluklardan zevk duyan, sürekli öğrenmek ve tasarlamak amacıyla yaşayan bireyler…..

Ustalık yaklaşımı ile yetiştirilen çocukların akademik başarısı daha yüksek. Yani akademik performans için performans yönelimli olmak değil, usta yönelimli olmak gerek. Usta yönelimli olamayan bireyin öğrenilmiş çaresizliğe düşmesi çok daha olası.

Peki çocuğun öğrenilmiş çaresizliğe düşmesinde öğretmenin etkisi?

Öğretmen; suçluluk uyandırma, onaylamama veya standartlarını karşılamayan öğrencilere zımni olsa kızma veya onları görmezden gelme gibi gizli davranışlarla -hatta kendisinin bile farkında olmayan davranışlarıyla- öğrenciyi istediği yöne uyumlaştırmak ve böylece kontrol etmek ister. Kontrolcü öğretme stilidir bu.  Bu tavrın amacı çocuklar üzerinde psikolojik kontrol oluşturmaktır.

Ne demek bu psikolojik kontrol?

Öğretmenin kendi yaşayacağı duygular üzerinden geri bildirimler vermesidir.

Öğretmen “böyle yapmana çok üzülüyorum”, “beni hayal kırıklığına uğrattın”, “beni çok mutlu ettin”, “beni gururlandırdın”, “çok sevindim”, “elimden geleni ben yapıyorum, ama sen!” gibi kendi duygusu üzerinden konuştuğunda; çocuk sevdiği, saydığı, hatta korktuğu öğretmeninin duyguları için çalışmaktadır.

Böyle bir öğretmen, çocuğu psikolojik bir kontrol mekanizmasına almaktadır. Öğretmen onayını sonuçlara bağlamıştır. Psikolojik kontrol mekanizması ve bu mekanizmanın çizdiği sınırlar hem herkesi tek tipleştirmekte hem de herkesten aynı beklenti içine girmek gibi bir adaletsizliği doğurmaktadır. Bağımsız/farklı/eleştirel düşünceye ket vuruldukça öğrencinin öz saygısı da düşecek ve çizilen kalıba/kaba uyum gösterecektir.

Ayrıca ilgili araştırma ile de kanıtlandığı üzere çocukta öğrenilmiş çaresizliğe sebep olmaktadır. Çünkü öğretmeninin beklentileri ile uyumlu olmayan öğrenci, sonuca dair duygularla şimdiden boğuşmaya başlar. Duygu ve zihin odağını sürece vermesi gereken öğrenci, sonuç duygusu (başarısızlık korkusu ve başarısızlık simülasyonu/hayali) ile sürecin içinde mücadele eder. Bu mücadele kaygı, stres, anksiyete ve sonunda kendine olan inancı yitirme ile sonuçlanır. Daha kötüsü öğrenci duyarsızlaşmaya başlar. Öğrencinin kaybedildiği andır bu.

Hal bu ki “özerkliği destekleyici öğretme stili”nin oluşturduğu bağlam, öğrencinin etkinliklere katılım düzeyini artırabilir. İlgili alanlarına göre farklılıklar rekabeti de ortadan kaldıracaktır. Kıyaslama veya yarışma değil de birbirini tamamlamaya yönelik bir kültür oluşturulmalıdır. Bu yüzden öğrencinin içinden ne yapmak geliyorsa kulak verilmeli, ona imkân ve zemin hazırlanmalıdır. Dinlemek bile büyük katkı sağlar. Konuşmayı ve böylece düşünmeyi ve böylece zihinsel üretimi teşvik eder.

Öğretmen bu süreçte geribildirim, cesaretlendirme ve iyileştirme görevlerini üstlenmelidir. Sonuç şablonuna dayalı olmaktan vazgeçmelidir. Sürecin kalitesini önemsemelidir. Bu süreçte çocuk bir de içsel motivasyonunu keşfederse, ala ki ala.

İçsel motivasyonun da, öz güvenin de “özü” özerkliktir. Birey özel olma duygusu ile değil, eşsiz olma duygusu ile motive edilmelidir. Öğrenci de öğretmen de bilmelidir ki herkes eşsizdir. Eşsizlik kişinin kendine has bir görevi icra edebileceğini ifade eder. İşte bu bakış “ustalık bakışı”dır. Kendine has, sürekli iyileştiren, belki “az”, belki “küçük”, belki “yavaş” ama sürekli, etkili ve faydalı eser üreten bir bakıştır.

Çocuklarımıza ustaca iş yapma bakışı kazandırmamız hem öğrenilmiş çaresizliği azaltacak hem de akademik başarıyı “uzun vadede” artıracaktır. Çünkü ustaca iş yapma felsefesi; zorluğu, hatayı veya “başarısızlığı” öğrenme ve keşfetme olarak görür. Çocuk bu yönelime sahip olursa öğrenme ve keşfetme zevk verir.  Bunun için ona bu özgürlük verilmelidir. Başarısız olma, hata yapma özgürlüğü…

Bu yüzden:

Denetlemek değil, “desteklemek”!

Kalıp oluşturmak değil, “yolları göstermek”!

Zorlamak değil, “yardım etmek” gerek.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir