“Yola çıkamıyorsan, nedeni motivasyon eksikliği olmayabilir. Belki de, yolun görünmüyordur.”
Son zamanlarda her yerde aynı şey konuşuluyor: Motivasyon.
Kitaplar, podcastler, videolar, seminerler… Herkes daha çok istemekten, hayal kurmaktan, içimizdeki ateşi bulmaktan bahsediyor.
Sanki her şey yeterince istersek olacakmış gibi. Oysa sorun çoğu zaman istememek değil, netleştirememek. “Yeterince istersen olur” bakışı, kulağa motive edici gelse de, insanı çoğu zaman yarı yolda bırakıyor. Çünkü tüm sorumluluğu bireyin iç dünyasına yüklüyor: “İstemediğin için başaramadın.”
Bu haksız bir yük. Ne istediğimizi, ne zaman başlayacağımızı, hangi adımı atacağımızı bulanık bırakıyoruz. Ve bu belirsizlik içinde, hareketsizliğimizi “motivasyon eksikliği” gibi etiketleyip geçiyoruz. O yüzden önce motivasyonu değil, netliği aramalıyız.
İnsan davranışı üzerine çalışan bilim insanları, bu konuda çok net bir şey söylüyor:
İnsanlar çoğu zaman istemedikleri için değil, göremedikleri için ilerleyemez.
Karar veremedikleri için başlayamaz.
Peki, karar veremeyişimizin arkasında başka bir şey olabilir mi?
Acaba başlamanın sorumluluğunu almak istemediğimiz için mi karar vermiyoruz?
Bu sorunun peşine düşen araştırmalardan biri Columbia Üniversitesi’nde yapılmış.
Locke ve Latham’ın hedef belirleme kuramına göre, net ve ölçülebilir hedefler koyan bireyler, belirsiz hedeflere sahip olanlara göre %30 daha başarılı.
Yani şöyle düşünün:
“Haftada 3 gün 30 dakika koşacağım.” diyen biri,
“Spor yapmalıyım, daha fit olmalıyım.” diyenden çok daha yüksek ihtimalle başarıya ulaşıyor.
Çünkü birinde netlik var. Yol haritası belli. Diğerindeyse sadece niyet.
Stanford Üniversitesi’nin 2017’de yaptığı başka bir çalışma da bu fikri destekliyor.
Deneye katılanların %71’i, ilk adımı net bir şekilde tanımladığında projeye başlamayı başarıyor.
Örnek?
“Şu anda bir email yazacağım.”
Bu kadar basit, bu kadar açık.
Buna karşılık “İşleri toparlamalıyım.” gibi muğlak ifadeler, hareketsizliği davet ediyor.
İşte bu yüzden, önce motivasyonu değil, netliği bulmak gerekir.
Ama netlik dediğimiz şey sadece uzak bir hedef belirlemek değil.
Kimi zaman, hedefi bugüne indirmek.
Kendimize şu soruyu sormak mesela:
“Günün sonunda kendimi tatmin olmuş hissetmem için bugün ne yapmış olmalıyım?”
Bu soru, bize huzuru getirebilir. Çünkü bizi somutlaştırır. Ertelemekten, kaçınmaktan uzaklaştırır.
Hayat büyük bir merdiven gibi.
Yukarılara baktığımızda gözümüz korkabilir.
Ama bizden beklenen, en yukarıya zıplamak değil.
İlk basamağa adım atmak.
Çünkü o ilk adımı gözünüz kesiyor. O adım, sizi bir sonrakine götürecek.
O küçük hareket, dev bir değişimin başlangıcı olabilir.
Hayat önümüze birçok kapı çıkarır.
Ama hepsinden birden geçemezsin.
Birini seçmen gerekir.
Çok düşünmek değil; ilk kapıyı seçmek, o kapıdan adım atmaktır esas olan.
Biraz “at gözlüğü” takmak gerekir bazen. Dikkatini dağıtmadan, seçtiğin yoldan ilerlemek.
Seçemediğin kapıların pişmanlığı, seçtiğin yolda attığın adımları gölgelemesin.
Çünkü mesele hangi kapıdan geçtiğin değil…
Geçtikten sonra devam edip edemediğin.
Unutma:
Netlik varsa, küçük adımlar bile büyük bir aşkla atılır.