Mevlana der ki: “… ya olduğun gibi görün ya da göründüğün gibi ol.” Asırlar öncesinde söylenen bu söz hala ilk öğüt mahiyetinde geçerli. Peki İnsan tekâmül eden bir varlıksa bu söz nasıl hâlâ duvarlarımızda, masalarımızda kendine yer buluyor? Belki de bu söz idealize bir hal, belki kemalatın ta kendisi. Bu yüzden çok zor. Peki, Mevlana’ya bu sözü ne söyletmiş olabilir? İnsanın asıl yüzünü görmüş olması mı? Belki de aslında insanların göründükleri gibi olamayacaklarını ya da oldukları gibi görünemeyeceklerini biliyor olması.
İnsanın olduğu gibi görünmesi ya da göründüğü gibi olması ideal olandır. Bu dünyanın fıtratı uyarınca da ideale ulaşmak mümkün değildir. Ancak, bu yola çıkılması esastır, bu yolda olmak mümkündür. O yolda olmak, bu dünyada ulaşılması mümkün olmayan bir hedefe doğru gitmektir. Peki, dünya gözüyle ulaşılamayacağı aşikâr olan bir hedef uğruna o yolda ilerlemeyi kim göze alır? Adalete ve idealize edilmiş sonsuz bir hayata inananlar. Bu yolu yürürken olduğu gibi görünenler, göründüğü gibi olanlar.
Tüm insanlar için geçerli olmasa da bazı insanlar için geçerli olan yolda olmak durumunun imkânsızlığından bahsedebilir miyiz o halde? İmkânsız olma durumunun bireysel olduğunu kabul edersek, bu durumda yalnızca ve yalnızca imkânsız olduğuna inandıklarımız imkânsızdır. Öyleyse birey olarak bizim yapmamız gereken nedir? Olduğumuz gibi görünmeye ya da göründüğümüz gibi olmaya, en azından, çabalamaktır. Hedef ona ulaşmak değil; o yolda olmaktır. Elbet bir gün her şeyin biteceğini bilmek, asli suretimizle karşılaşacağımızı bilmek ve mümkün olduğunca o doğru yoldan sapmamaktır. Bu yolda çaba göstermemek, dünyalık çıkarlar için yüz değiştirmek bizi yalnızca pişmanlığın olduğu bir sona götürür. İddia ettikleri gibi bin bir yüzümüzün olduğu tiyatro değildir bu dünya. Senaryonun çerçevesi bellidir, duruma göre doğaçlama yapmak da, senaryonun paradigmasına uyup tek bir kimlik ile oyunu bitirmek de İnsanın tercihindedir. Bu kimlik bu dünyada alkış getirmeyebilir, hayran bırakmayabilir; ama ışıklar söndüğünde davasında, kimliğinde ve mensubiyetinde sabit olanların esamesi okunur.
Olduğumuz gibi görünmeye de göründüğümüz gibi olmaya da irademiz var. Bu çabayı göstermeliyiz ki, asli vatanımızda kendimizi görünce “bu adam da kim?” demeyelim.