Uzun bir süredir, hayatın derinliklerinde saklı duran anlam kavramı üzerine düşünüyor, okuyor ve araştırmalar yapıyorum. Son dönemde özellikle genç neslin anlam arayışlarını ve bu arayışların dayandığı kaynakları inceledim. Bu konuda derin bir çözümlemeye ihtiyaç duyulduğu aşikar.
Anlam, karmaşık bir yapıya sahip olmasına rağmen, doğru bir şekilde çözümlendiğinde hayatı sadeleştiren, bireyin hem kendi yolunu inşa etmesine olanak tanıyan hem de karanlık zamanlarında yolunu aydınlatan bir kılavuz gibi işlev görüyor. Ancak belirtmek gerekir ki, anlamın bir boyutu ontolojik olarak yaşam var olduğu için hali hazırda mevcutken, diğer boyutu insan tarafından inşa ediliyor. Dillerde sıkça dolaşan ve farklı şekillerde ifade edilen bu kavramın, tek bir tanımla sınırlandırılması ya da bütünüyle anlaşılması mümkün değil. Anlam, hem bireysel hem de toplumsal düzlemde çözümlemeyi ve yeniden düşünmeyi hak eden çok katmanlı bir yapı olarak karşımıza çıkıyor. Hiyerarşik bir katmandan bahsediyorum. “Sabah neden uyandım?”dan başlayan, “Yaradanın beni yaratması ile kastı nedir?” sorusuna uzanan bir hiyerarşik bağı kurmamız gerekiyor.
Daha 1 hafta önce karşıma çıkan bir araştırma makalesi anlam çözümlemesi adına yolumu daha da aydınlattı. Journal of Positive Pschology dergisinin 2024 Eylül sayısında yayınlanan “Measuring meaning in life by combining philosophical and psychological distinctions: Psychometric properties of the Comprehensive Measure of Meaning” makalesinde yapılan çözümleme eklektik bağlamda anlam kavramı üzerine önemli bir çözümleme sunuyor. Hayatın anlamını ölçmek için geliştirilen “Comprehensive Measure of Meaning” (CMM), 4058 üniversite öğrencisi ve 8794 kişilik bir kurumsal örneklem üzerinde test edilerek güvenilirlik ve geçerliliği kanıtlanmış kapsamlı bir ölçüm aracı olarak öne çıkıyor.
Bu çözümlemeyi birebir almaktansa kendi anlaşılır kavramlarımız ve içeriklerle almayı daha doğru buldum. Bugüne kadar naçizane bildiklerim ile “anlam üzerine yeni bir çözümleme” noktasına getirebildiğime inanıyorum. Tabi ki ilgili alandaki tefekkür bitmez. Bu çözümleme sadece bir yorumdan ibarettir diyebiliriz. Ama bilmeliyiz ki veri bazlı, araştırma destekli bazlı çözümlemelerin kuvveti bir başkadır. Bu çözümlemenin anlam kavramının anlaşılması ve anlatılmasında önemli bir ilerleme olacağına inanıyorum.
Matematiksel ifade ile Hayatın Anlamı =
Bütün Fikri(yaşamın varoluşsal anlamı + bireyin kendini anlamlandırması) + Bireyin Değeri/Önemi (bireysel değeri/gelişimi + toplumsal katkısı) + İstikamet (vazife alanı + amaçları + adımları)
Hadi başlayalım:
Bütün Fikri
İnsanın anlam arayışı, hem yaşamın büyük resmini görme hem de kendi hayatını anlamlandırma çabasıyla şekillenir. Bu arayış, bireyin hem evrensel sorulara yanıt bulmaya çalışmasını hem de kişisel deneyimlerini bir anlam çerçevesine oturtmasını içerir. Bütünlük, bu iki temel boyut üzerinden değerlendirilir: yaşamın nihai anlamını kavrama ve kendi hayatını anlamlandırma.
Yaşamın Nihai Anlamı: Büyük Resim
Yaşamın nihai anlamı üzerine düşünmek, bireyin dünyayı ve evrendeki yerini anlamlandırma çabasıdır. İnsan, “Hayatın amacı nedir?” veya “Evrenin işleyişindeki yerim ne olabilir?” gibi sorular sorarak daha geniş bir bağlamda bir bütünlük fikri oluşturmaya çalışır. Bu sorgulama, insanın kendisini evrenin bir parçası olarak görmesine ve yaşamına daha büyük bir anlam kazandırmasına yardımcı olur.
Örneğin, “Evrenin bir düzeni olduğuna inanıyorum ve bu düzenin parçası olduğumu hissediyorum” diyen biri, yaşamın nihai anlamına yönelik bir bağlantı kurmuştur.
Bu boyut, bireyin kendisini sadece bireysel bir varlık olarak değil, daha geniş bir bütünün parçası olarak görmesini sağlar.
Kendi Hayatını Anlamlandırma: Kişisel Hikayem
Kendi hayatını anlamlandırma boyutu, bireyin yaşadığı deneyimlere bir anlam yükleme ve bu deneyimlerden bir hikaye çıkarma çabasıdır. Bu süreçte kişi, geçmişteki zorlukları ve başarıları değerlendirme yoluyla kendine dair bir hikaye oluşturur.
Örneğin, “Yaşadığım zorluklar beni daha güçlü ve dayanıklı bir insan yaptı. Şimdi, geçmişteki her olayın bir nedeni olduğunu görebiliyorum” diyen biri, kendi hayatına dair anlam bütünlüğü geliştirmiştir.
Bireyin Değeri/Önemi
Hayatta anlam arayışı, bireyin kendi yaşamını değerli hissetmesiyle şekillenir. Değer, insanın yaşamını anlamlandırmasının temel taşlarından biridir ve iki önemli boyutta deneyimlenir. İlk olarak birey, kendi iç dünyasında bir anlam ve tatmin bulur; bu, bireyin kendi hedeflerini, isteklerini ve yeteneklerini keşfetmesiyle başlar. İkinci olarak ise birey, çevresine ve topluma katkıda bulunarak başkalarının hayatında bir fark yaratır.
Bu iki boyut birbirini tamamlar ve insanı daha geniş bir anlam çerçevesine taşır. Sadece bireysel tatmine odaklanan bir yaşam, insanı yalnızlaştırabilirken; yalnızca topluma katkı sağlamaya odaklanan bir yaşam da bireyin kendi ihtiyaçlarını ve içsel tatminini ihmal etmesine yol açabilir. Değer, bu iki boyutun dengelenmesiyle oluşur ve bireyin kendisiyle çevresi arasında anlamlı bir bağ kurmasına olanak tanır.
Şimdi gelin “bireyin değeri/önemi” anlam kaynağını daha detaylı çözümleyelim.
Bireysel Değerim: Kendimi Aşmak
Bireysel değer, kişinin kendi potansiyelini gerçekleştirme ve bundan duyduğu içsel tatminle ilgilidir. İnsan, yeteneklerini keşfettiğinde, geliştirdiğinde ve kendi hedeflerine ulaşma yolunda ilerlediğinde, yaşamına anlam katar. Bu süreç, kişinin kendi iç dünyasında bir anlam bulmasını sağlar. Kişinin kendi tatminiyle ilgilidir. Bu değer, dışsal faktörlerden bağımsızdır ve bireyin “Ben kimim?” sorusuna verdiği yanıtlarla şekillenir.
Örneğin, bir müzisyen düşünelim. Yeni bir enstrüman çalmayı öğrenmeye karar veren bu kişi, sadece o enstrümanda ustalaşmayı değil, aynı zamanda bu süreçte yaşadığı öğrenme ve gelişim yolculuğundan keyif almayı da deneyimler. Her pratik, onu hem teknik olarak geliştirir hem de kendi sınırlarını aşarak yeni bir ifade alanı oluşturmasına olanak tanır. Şöyle diyebilir: “Müzik yapmayı öğrenirken, sadece sesleri bir araya getirmiyorum; aynı zamanda kendimi keşfediyor ve özgünlüğümü ifade ederek hayatıma anlam katıyorum.”
Toplumsal Değerim: Katkı Sağlamak
Toplumsal değer ise bireyin çevresine ve topluma katkıda bulunmasıyla oluşur. İnsan, yalnızca kendi tatminini değil, başkalarına dokunmanın mutluluğunu da deneyimlediğinde hayatı anlamlı hisseder. Bu boyutta birey, dışsal bir etkinin peşindedir. Yaptığı işlerin başkalarının hayatında bir fark oluşturabildiğini görmesi ile varoluşunu, yaradığından kastını daha açık hissedebilir.
Toplumsal değer, bireyin topluma dair şu sorularıyla şekillenir: “Çevreme ne gibi bir katkı sağlıyorum? İnsanlara nasıl yardımcı oluyorum?” Birey, başkalarına fayda sağladıkça, hayatının daha geniş bir bağlamda anlam taşıdığını hisseder. Örneğin, ihtiyaç sahibi çocuklar için bir kütüphane kuran bir üniversite öğrencisini düşünelim. Bu kişi, çocukların daha iyi bir eğitim almasına katkıda bulunurken, kendi yaşamında da derin bir anlam hisseder.
İstikamet
Hayatta anlam arayışı, bireyin bir yön, bir istikamet bulma çabasıyla şekillenir. Bu arayış yalnızca bireysel hedefler koymak değil, aynı zamanda kendini bir vazife alanı içinde konumlandırmakla ilgilidir. Çünkü istikamet, bireyin yaşamda bir vazife alanı bulmasıyla anlam kazanır. Vazife alanı, bireyin kendisine ve topluma karşı hissettiği bir çağrıyı ifade ederken; amaçlar, bu çağrıyı gerçekleştirmek için oluşturulan uzun vadeli bir plan, hedefler ise bu planı hayata geçiren somut adımlardır. Bu yolculuk, yalnızca bireysel bir başarı arayışı değil, aynı zamanda insanı bir bütünün parçası yapan anlamlı bir varoluşun ifadesidir. Hayatında bir vazife alanı belirleyen ve buna uygun amaç ve hedefler koyan bireyler, anlam duygusunu sadece sonuçlardan değil, süreçten de elde ederler.
Şimdi gelin istikamet anlam kaynağını çözümleyelim. İstikamet, bireyin yaşamına anlam katan üç temel yapı taşı üzerinde yükselir: vazife alanı, amaçlar ve hedefler.
Vazife Alanım
Vazife alanı, bireyin hayatında üstlendiği kapsayıcı bir görev ya da rolü ifade eder. Bu, bir “hayat amacı” ya da “çağrı” olarak görülebilir ve genellikle bireyin yaşamındaki en derin anlam kaynağıdır. Vazife alanı, kişinin kendisini bir bütünün parçası olarak hissetmesini sağlar ve tüm diğer çabalarına rehberlik eder.
Örneğin, hayatını eğitime adamaya karar veren bir birey için vazife alanı, yalnızca bir meslek seçimi değil, aynı zamanda topluma katkıda bulunma ve başkalarının hayatına dokunma yolunda duyduğu derin bir sorumluluktur. “Hayatımı çevre sorunlarıyla mücadele ederek doğayı korumaya adıyorum” diyen biri için bu görev, sadece bireysel değil, aynı zamanda toplumsal bir anlam taşır. Vazife alanı, bireyin varoluşuna yön veren güçlü bir çerçeve sunar.
Amaçlarım
Amaçlar, bireyin vazife alanını gerçekleştirmek için belirlediği uzun vadeli planları ifade eder. Vazife alanından daha somut olan bu amaçlar, bireyin yaşamında ulaşmak istediği noktaları tanımlar. Amaçlar, bireyin kendisine şu soruları sormasını sağlar: “Hayatta neyi başarmak istiyorum?” ve “Bu hedefe ulaşmak için hangi yolları izlemeliyim?” Örneğin, bir eğitim gönüllüsü, gelecekte bir okul açmayı ve eğitim fırsatlarını genişletmeyi bir amaç olarak belirleyebilir.
Adımlarım
Bireyin amaçlarını gerçekleştirmek için iradeye sonra da somut adımlara ihtiyacı vardır. Bireyin günlük hayatına indirgediği anlamlı eylemler istikrarlı bir şekilde istikametinde ilerlemesini sağlar. Motivasyon bir duygu durumudur, bizim daha stabil olan disiplin kavramına sarılmamız gerekir. Amaçlardan farklı olarak, kısa vadeli ve spesifik olarak tanımlanmışlardır. Bireyin hayatında “bugün ne yapmalıyım?” sorusuna yanıt bulmak gerekir. Başarıdan ziyade ilerleme hissinin yaşanması daha değerlidir. Başarısızlığın da öğrenme olarak anlamlandırılması…
Son söz olarak diyebilirim ki; belki de şu cümleler için tüm gayretimiz:
“Hayatımın yöneldiği, bana has yapılan bir çağrı var. Hissediyorum ve inanıyorum ki bir görevim var benim! Bunun için planlar yaptım ve bugün bu hedefler doğrultusunda küçük şeyleri büyük bir aşkla yapıyorum. Adeta ibadet sayıyorum adımlarımı. Böyle olunca varmak değil ilerlemek yetiyor adanmış olana…”