(Bu yazı özellikle sosyal bilimler alanında çalışan akademisyenler arasında görülebilen, ancak genelleştirilemeyecek birçok sorunlu durumdan birkaçının ifadesidir. Sözümüz meclisten dışarı, kadrajdan içeridir)
“Dört Duvar Arası” Hakikat Arayışı
Akademi, dışarıdan bakıldığında bilgi üretiminin ve entelektüel gelişimin merkezi olarak görülse de, içeriden bakanlar ve görebilenler için bazen tiyatro sahnesine benzetilebilir. Bu sahnede oynanan oyunlar, dört duvar arasına sıkışmış bir hakikat arayışını yansıtabilir. Akademisyenler, kendi güç alanlarında güncelden kopuk, yalnızca belirli konular etrafında dolaşabilirler. Bu durum, akademinin gerçek dünyadan izole olmasına ve sadece teorik bilgi üretimine odaklanmasına neden olur. Gözlemden uzak, sahadan bi haber akademik çabalar, çeşitli yankı odaları içerisinde anlamsız gürültüler haline gelebilir. Dışarı çıkıp bakmak, akademisyenin egosunu yaralayabileceği için kendi içinde top çeviren bir kolej takımı içinde kalmak daha korunaklı gelebilir. Akademinin dört duvar arasında sıkışmış bu hali, dış dünya ile bağlarını zayıflatarak, akademik binalar, koltuklar ve sıralar dışında karşılığının kalmamasına kadar gider. Bir de bunun entelektüel izolasyona dönüşen hali vardır ki tek kişilik dev kadro olarak kör olmuş gözlerle boş koltuklara oynarsınız.
Meşruiyet Kaynağı: “Ruhsuz Metin Yığınları”
Akademisyenler, kariyerlerinde ilerlemek ve akademik dünyada tanınmak için kendilerini belirli sayıda yayın yapmak zorunda hissederler. Sosyal bilimlerde akademik dünya, meşruiyetini büyük ölçüde yayınlanan makaleler, basılan kitaplar ve alınan atıflar üzerinden sağlar. Ancak, bu metinlerin birçoğu, ruhsuz ve yalnızca belirli bir formatı takip eden yazılar olarak kalır. Literati olarak adlandırılan akademik seçkinler, bu tür çalışmalarla; bilgi üretimi yerine, yalnızca akademik kariyer basamaklarını tırmanmayı hedeflerler. Bu durum, gerçek bilgi üretimi ve paylaşımı yerine, sayı ve hacim odaklı çalışmalara yönelimi teşvik eder. Bu metin yığınları, bilimsel keşiflerin ve derin analizlerin yerini yüzeysel ve tekrarlanan içeriklerle doldurur. Çalışmalar, yenilikçi fikirlerden ve derinlemesine analizlerden yoksun, sadece literatürde var olan bilgilerin yeniden düzenlenmesi şeklinde ortaya çıkar. Hatta bu çaba bazen bir mezar açıp, içinden kemikleri çıkartıp, yeniden bir başka mezara gömmek gibidir; yani, mevcut bilgilerin sürekli olarak yeniden paketlenip sunulmasından ibarettir. Bu yayın baskısı, özgün ve yaratıcı çalışmalar yapmayı gereksizleştirir. Giderek akademik çalışmaların değeri düşer. Özgün bilgi ve düşünce üretimi sona erer.
Kolay Konu Seçimi: “Özgünlük Yüzeyselliği”
Akademide sıkça karşılaşılan bir diğer sorun, kolay konu seçimidir. Akademisyenler, derinlemesine araştırma gerektiren konular yerine, yüzeysel ve kolayca çalışılabilir konuları tercih ederler. Metot mahkumiyeti bir konunun seçiminde de belirleyicidir. Bu durum, özgünlük ve yaratıcılığın önünü kapatarak, akademik dünyayı tekrarlanan ve yüzeysel çalışmalarla doldurur. Sırf konu daha önce çalışılmamış veya belirli bir örneklemde incelenmemiş diye bir konuya özgün muamelesi yapmak doğru olmayabilir. Özgünlük de tek başına yeterli bir konu seçimi kriteri değildir. Bağlam, örneklem ve zaman açısından daha önce çalışılmış konuların tekrar çalışılması da bir o kadar değerli olabilir. Literati arasında, sırf özgün diye ele alınan birçok konudan pişman olan doktora öğrencileri hepimizin tanıdıkları arasında vardır. “Özgün evet ama pek anlamlı pek faydalı olmadı” cümlesini kurmak, onca yorucu bir sürecin sonunda insana oldukça ağır gelebilir. Özgünlük yüzeyselliği, akademik çalışmaların niteliğini düşürür ve bağlama uygun işlevsel bilgi üretimi gelişimine engel olur. Bu tür çalışmalar, bilimsel araştırmaların derinliğini ve etkisini azaltır. Akademisyenler, özgünlük adına bağlamından kopuk, devşirme kavramlar ve konular üzerinde çalıştıklarında, bu çalışmalar genellikle anlamlı ve faydalı sonuçlar üretmez. Özgünlük arayışının, derinlemesine analiz ve sağlam bir teorik ve bağlamsal bir temel ile desteklenmesi gereklidir.
“Metodolojik Kısırlık”: Çekiç ve Çivi Mahkumiyeti
Akademide, “metodolojik kısırlık” olarak adlandırılan durum, belirli yöntemlerin ve araçların aşırı kullanımına dayanır. Çekiç ve çivi misali, ellerinde sadece belirli araçlar bulunan akademisyenler, her problemi bu araçlarla çözmeye çalışırlar. Bu durum, keşifçi düşüncenin önünü tıkar ve yeni yöntemlerin kullanılarak keşfedilmemiş yönlerin ortaya çıkarılmasını engeller. Metodolojik kısırlıkla yapılan yüksek üretimler, yüzeysel bir zenginlikten öteye gitmez ve akademik çalışmalar belirli kalıplar içinde sıkışıp kalır. Bu durum, özgünlükten yoksun, tekrarlanan çalışmaların meşruiyet kazanmasına neden olabilir. Metodolojik kısırlık, akademik üretimin yenilikçi yaklaşımlardan yoksun olmasına ve araştırma süreçlerinin monotonlaşmasına yol açar. Var olan kalıplara ve modellere göre yapılan araştırmalar akademik olarak onaylanırken, farklı metotlar sorgulanır hale gelebilir. Sonuç olarak, metodlar araç olmaktan çıkar, amaç haline gelir. Sosyal bilimlerde anket ve nicel analizlerin baskınlığı, niteliksel araştırmaların değerini düşürebilir. Bu durum, sosyal bilimlerin çeşitliliğini ve derinliğini kaybetmesine neden olur. Hangi metot olursa olsun, kalıpçı yaklaşımlar sosyal bilimlerin karmaşık ve esnek fıtratına aykırıdır. Bu yüzden metot, desen, analiz fetişizminin kısır üretimlerine kendimizi mahkum etmek anlamsızdır. Böylesi kalıpların baskısı bir akademisyeni, akademik bir düzlemde r2 katsayılarına hapsederek; derinlikli, analitik bağlamaların yüksek olduğu ve kavram üretici-çözücü 15 dklık bir konuşma yapabilmekten veya kendi kaleminden bir yazı yazabilmekten uzaklaştırır.
“İyilik Timsali” Vicdanlı Danışmanlar
Akademide, öğrenciler ve genç akademisyenler için önemli destek mekanizmalarından biri olan danışmanlar, çoğu zaman “iyilik timsali” olarak görülme eğilimindedirler. Ancak bu idealize edilmiş imaj, danışmanların kendi akademik idealleri ile çelişebilir. Danışmanların, öğrencilere yönelik sağladıkları desteğin kapsamı ve niteliği, akademik başarıların ve gelişimin temelini oluşturmalıdır. Bir danışmanın zorlayıcı tavrı, onun akademide terk edilmesi ve yanlızlığa bırakılması olmamalıdır.
Danışmanların, öğrencilere her türlü kolaylık ve konforu sağlama çabası, akademik standartların esnetilmesine ve dolayısıyla öğrencilerin temel öğrenme ve gelişme fırsatlarını kaçırmalarına neden olabilir. Özellikle beğenilen ve tercih edilen bir danışman olma arzusu, kolaylaştırıcı eğilimi güçlendirir. Danışmanların, öğrencilere “iyilik yapmak” adı altında standartları düşürmeleri, uzun vadede akademik kalitenin azalmasına ve öğrencilerin gerçek potansiyellerini keşfetmelerine engel olur. Bilinmelidir ki zor değilse, öğrenme yoktur; zahmet yoksa çıktı değerli değildir. Bu durum, danışmanların öğrenciler üzerindeki yetiştirici etkisini sorgulamayı gerektirir. Akademik danışmanlar, bazen öğrencileri akademik olarak ilerletmeye aracı olurken ve bazen de potansiyel ve eğilimlere göre onları durdurma görevlerini yerine getirmelidir.
Yeterlilik Jürisi “Varlık Sahnesi”
Akademik dünyada yeterlilik jürileri, adayların uzmanlık ve bilgi düzeylerini değerlendirmek için kritik bir rol oynar. Ancak, bu süreçler zaman zaman akademisyenler tarafından eleştirilen ve tartışılan konular arasında yer alır. Eleştiriler genellikle, jüri üyelerinin kişisel egolarını ve güç dinamiklerini ön plana çıkardığı yönündedir. Buna göre, jüri üyeleri, adayların yeterliliklerini değerlendirmekten ziyade, kendi bilgi ve yeteneklerini sergilemeye yönelik bir platform olarak kullanabilirler. Bu durum, yeterlilik sürecinin temel amacını sorgulatır ve adil olmayan bir atmosfer yaratır. Jüri üyeleri arasındaki güç mücadeleleri, sürecin objektifliğini ve adilligini zedeler. Akademik adaylar bu durumda, jüri üyelerinin bireysel çıkarları ve egoları arasında sıkışıp kalabilir, bu da akademik kariyerlerini olumsuz yönde etkileyebilir.
Ek olarak, akademik çevrelerde sıkça rastlanan “senin öğrencin, benim öğrencim” tutumu da bu süreçlerin objektifliğini tehdit eder. Danışmanlar, kendi öğrencilerini koruma veya öne çıkarma eğiliminde olabilirken, diğer öğrenciler üzerinde daha eleştirel bir tavır sergileyebilirler. Bu tür bir tutum, yeterlilik değerlendirmelerinin tarafsızlığını ve güvenilirliğini daha da zedeler. Yeterlilik süreçlerinin bu şekilde işlemesi, akademik camianın bütününe zarar verir ve bu süreçlerin güvenilirliğine gölge düşürür.
Kitap Bölümü Doçentliği
Akademik kariyerin bir diğer basamağı olan doçentlik, kitap bölümleri yazarak da elde edilebilir. Ancak, bu kitap bölümleri çoğu zaman özgünlükten uzak ve sadece belirli bir formatı takip eden yazılardan oluşur. Bu durum, akademik kariyer basamaklarının gerçek bilgi üretimi ve paylaşımı ile değil, yüzeysel çalışmalarla tırmanılmasına neden olur. Kitap bölümlerinin doçentlik için yeterli görülmesi, akademik niteliğin ve özgünlüğün önüne geçer. Bu, akademik dünyada derinlemesine araştırma ve yenilikçi düşüncenin önünde bir engel oluşturur. İçinde 300 bölümün bulunduğu, psikoloji bölümünden sonra coğrafya bölümünün geldiği ve adı bir doçentlik alanına indirgenen metin kütleleri ne okunur ne de takip edilir. Bu tür çalışmalar, akademik standartları düşürmekte ve bilimsel ilerlemeyi olumsuz yönde etkilemektedir.
Son zamanlarda, Üniversitelerarası Kurul’un bu durumu engellemek amacıyla getirdiği bazı tavan puan uygulamaları, önemli bir adım olarak görülmektedir. Bu uygulamalar, kitap bölümlerinin doçentlik sürecinde aşırı bir ağırlık kazanmasını engelleyerek, akademik kariyerlerde nitelikli ve özgün araştırmaların teşvik edilmesine yönelik olumlu bir gelişmedir. Bu tür düzenlemeler, akademik niteliği ve özgünlüğü koruma yolunda atılmış önemli adımlar olarak değerlendirilmektedir.
Ulaşılabilir Editörler: “Hakemsiz Hakimiyet”
Akademik dünyada editörler ve hakemler, yayın sürecinde önemli bir rol oynar. Ancak, bu süreç bazen adil olmayan ve taraflı kararların alındığı bir arena haline gelebilir. İnsanların ahbap çavuş ilişkileri ile editörlere ulaşması ve hakem önermeleri gibi uygulamalar, akademik yayınların kalitesini olumsuz etkiler. Bu duruma “hakemsiz hakimiyet” denebilir, zira taraflı kararlar, bilimsel üretimin önündeki en büyük engellerden biridir.
Arkadaşlarımızın ve dostlarımızın işine yarayan kararlar almanın, akademik ilkelerden daha önemli görüldüğü bir kültürde, akademinin gelişiminden bahsetmek mümkün değildir. Bu tür ilişkiler ağı, akademik sürecin objektifliğini ve güvenilirliğini zedeler. Hakemlerin taraflı ve adaletsiz kararları, akademik üretimin önündeki en büyük engellerdendir. Bu durum, akademik yayın süreçlerinin şeffaflığını ve güvenilirliğini de zedeler. Taraflı hakem değerlendirmeleri, nitelikli araştırmaların geri plana itilmesine ve düşük kaliteli çalışmaların ön plana çıkmasına yol açar. Sonuç olarak, akademik literatürün genel kalitesi düşer ve bilimsel ilerleme sekteye uğrar.
Editörlerin büyük bir güç edindikleri artık aşikardır. Bu güç, doğru kullanıldığında akademik dünya için faydalı olabilirken, yanlış ellerde ciddi zararlar verebilir.
Akademide “Erken Emeklilik” Seviyesi
Son olarak, akademide sıkça karşılaşılan bir diğer durum “erken emeklilik” seviyesidir. Doçentlik veya profesörlük sürecinden sonra, akademisyenlerin akademik üretimleri ve öğrencilere yönelik katkıları azalmaktadır. Hesap sormanın olmadığı, kısmen esnek bir kurumsal yapıda, akademisyenler adeta emekli formunda çalışabilir ve yaşayabilirler. Akademisyenlerin, esnek yapıyı kötüye kullanarak yeterli katkıda bulunmadan kariyerlerini sürdürmeleri, akademik kurumların verimliliğini ve itibarını zedeler. Belirli bir seviyeye geldikten sonra, bilgi üretmek yerine, kariyerlerinin tadını çıkarmaya ve mevcut statülerini korumaya odaklanırlar.
Bu durum, akademik dünyayı durağan ve yenilikten uzak bir hale getirir. Erken emeklilik seviyesi, akademisyenlerin bilgi üretme ve paylaşma motivasyonlarını azaltır. Akademik kariyerin ileri aşamalarında olan kişilerin, genç akademisyenlere ve öğrencilere rehberlik etmek, bilgi paylaşımında bulunmak ve yenilikçi araştırmalar yapmak yerine, mevcut statülerini sürdürmeye odaklanmaları, bilimsel ilerlemeyi sekteye uğratır. Artık enerji, emek, zaman ve para farklı üretimler için harcanarak, akademi 3. 4. gündem haline gelebilir.