Ustalar için işlenen zanaat, işin maddi görünüm veya gücünden daha öte bir anlam içerir. İşin ruhu, canı, kanı; anlamıdır.
“İşin anlamı”; tıpkı bir ağacın toprağı gibidir. Toprak olmazsa ağaç ölür, nesillere geçmez, düşen meyvesi olmaz, meyve olmazsa yeni bir ağaç da olmaz. Ağacın toprağı gibidir işin anlamı. Meyvesi nice ağaç verir! Usta nice çırak verir! Çırak da nice usta !
Zihin işçileri, bilgi işçileri, beden işçileri gibi nice işçilerin var olduğu bu dünyada az da olsa anlam işçileridir ustalar. Hakikat gibi derinlerde ve yalnız olmaya, nadir bulunmaya mahkumdurlar. Ustalar çıraktırlar zanaate, zanaatin özündeki anlama. Bir ömür çıraklıktır bu dünya, bir ömür çile.
Aslında bu çile, aynı zamanda hakikati arayış yolculuğunda; hem eserde hem de mesleğinde ve o meslek için yetiştirilen bireylerde/çıraklarda/talebelerde anlama hizmet etmektir. Toprak güçlü olursa varlığın da daha güçlü olacağı gibi. Anlamı bir amaca hizmet gerekir o zaman. Sadece esere veya o eser sonucu ortaya çıkan kazanımlara odaklanmak yerine hakikat işçiliğinde anlamı bulmak, anlam oluşturmaktır. Tadılmış en yüksek mutluluktur bu. Tadan bilir.
Yıllardır mutluluğu arayan insana da bir formüldür ustaca düşünmek ve davranmak. Mutluluk üzerine yapılan onca araştırma, artarak büyüyen Pozitif Psikoloji akımının iddiaları da bunu doğrular niteliktedir. Martin Seligman’a göre mutluluğun 5 temel kaynağı; hedonik arzuların yerine getirilmesi, sosyal ilişkiler, başarılar, akışa kaptıran meşguliyetler ve anlam odaklı uğraşlardır. Araştırmalar; anlama dair uğraşların en yüksek mutluluğu oluşturduğunu ifade etmektedir.
Keller ve Papasan’ın “Bir Tek Şey” adlı kitabında da somut bir formül sunulmaktadır. Yazarlara göre mutluluk anlamlı bir amacı gerçekleştirirken içimizdeki potansiyeli en iyi biçimde kullanmaktan doğan memnuniyettir. Yani anlam ve anlama hizmet eden meşguliyetin daha yüksek bir enerji oluşturduğu ifade edilir. “Yaptığımız işe, hayatımızı daha anlamlı kılmanın yollarını bulmak suretiyle daha fazla bağlanmak sonsuz mutluluğun garantisidir” onlara göre[1]. Güçlü ve sürekli mutluluk için amaçlı bir uğraş gereklidir.
Yani anlamlı bir işte, usta olma yolunda olmalıdır insan. Gerçek mutluluğa böyle ulaşır insan.
Dreyfus ve Kely’nin “anlama götüren yol olarak zanaatkarlık” olgusu, aslında zanaatkar olmanın ve özündeki ustalık derdinin anlam olduğunu ifade etmektedir. Bu yüzden kişisel hırslarla, dünyevi kazanımlarla ve güçlü veya görünür olmakla karşılık bulmaz, bulmamalıdır. Anlamından, özünden ayrı uğraşlar, uğraşların altındaki bu dünyevi niyetler zanaatın temsiline zarar vermektedir. Bir ibadet hane yapan ustanın tuğlayı işlemeye bakışı; tuğlaları bir araya getirmek de olabilir, bir bina yapmak da veya bir ibadet hane yapıyor olmak da.
İhsan Fazlıoğlu’nun da dediği gibi[2]: “İnsanların çoğu bir mermere sadece bakar; bazıları mermeri sadece kullanır, bir kısmı ise mermeri yontar heykel yapar; çok azı da bir mermerin içinde zaten mevcut heykeli görür ve etraftaki fazlalıkları temizleyerek heykeli ortaya çıkartır. İşte bu kişiye hakikatli ‘usta’ denir.” Bu öze ve bu hakikate erişen ustanın her bir dokunuşu anlamlı, özenli, dikkatli ve ustaca olmaktadır. Çünkü her ustayı yolunda tutan zanaatın tılsımı, özündeki hakikatidir. Ve bu tılsım mesleğine başladığı andan itibaren ustadan çırağa aktarılan bir emanettir. Bu emaneti her çırak kendi kabiliyetince taşımak ve sonra usta olduğunda onu çırağına aktarmak için muhafaza eder. Bir dokunuş da yapar ayrıca. O dokunuş da onun tarzıdır, üslubudur. Fakat tarz ve üslup kadar; asıl olana, esasa ve usule bağlılık da önemlidir ustalığın felsefesinde.
Hiç bir zanaat kişiye ait değildir. Bir kişinin kendisine ait olmayana zarar vermesi hainlik değil midir? Emanete hıyanet değil midir? İşte bu bakışla işine yaklaşan ustanın özeni, dikkati, koruması ve kaygısı oldukça yüksektir.
Yaşadıkça değil, yaşattıkça anlam bulur usta. Kendi veya sahip oldukları değildir esas. Ömür sermayesi ve sunulan onca yetenek anlamlı bir işin edası, hakkıyla ifası içindir.
[1] Keller, G. ve Papasan, J. Bir Tek Şey, Çev. Mehmet Gürsel, Altın Kitaplar, İstanbul, 2016.
[2] İhsan Fazlıoğlu, @ihsanfazlioglu, Kişisel Twitter Hesabı, 8 Mart 2019, 00:12 zamanlı paylaşımı.
Biz küçükken büyüklerimize sorardık; Allah nerede diye. Büyüklerimiz ise “Allah, andığımız yerdedir.” derlerdi. Ama ben yaşımın gereği yine anlamazdım. Çünkü andığımız yer neresi? onu bilmiyordum. Çok çok yıllar sonra algılayabildim. Andığımız yerin ne olduğunu, neresi olduğunu. Renk renk kır çiçekleri açan toprak; kışın kurur adeta taşlaşır. Toprağın üzerinde artık ne bir çiçek ne de bir ot vardır. Bahar gelir, güneş toprağı ısıtmaya başlar ve toprak uyanır. Topraktan, yeniden çiçekler açar, otlar yeşerir. İşte göremediğimiz Allah oradadır. Toprak anlamını yani ruhunu bulmuştur artık.
Bir de büyüklerimiz şunu söyler. “Anlamsız şeylerle uğraşma.”derler. Bu cümle basit ve yalın gibi gözükse de; çok derin mesajlar verir bizlere. Yani yaptığımız işin bir anlamı olmalıdır. Yaptığımız işin anlamının içine, maddiyat yada günlük geçici heveslerimizi koyarsak; mutlu olamayız, mutluyuz sanırız. Bu mutluluk sabun köpüğü gibidir, içi boştur. Edison; “Ampülün anlamını bilmeseydi,” 999 defa deney yapabilir miydi? Edisona bu kadar çok deney yaptınız, ne diyeceksiniz diyorlar. Edison ise, 999 tane ürünün ampül yapmaya UYGUN OLMADIĞINI ÖĞRENDİM diyor. Sizce Edison ampulü icat edebilmek için; yaptığı işin içine maddi beklentilerini mi koymuştur ? Yoksa yaptığı işin içine bir anlam mı yüklemiştir ?
Anlamın sonu yoktur. Anlam doğurgandır. Her anlam, başka bir anlama kapı açar. İnsanoğlu; Yaptığı iş ne olursa olsun. Yaptığı işe bir anlam yüklemeyi başarabilmiş ise; bu anlam kendisine yetmez. Sürekli yeni yeni anlamlar koyar işin içine. Artık sonu olmayan bir yolculuğa çıkmışsınızdır. İşte bu yolculuk çok keyiflidir. Tadına doyum olmaz. Para ya da maddiyat şöyle dursun. Bu yolculukta insan yemek yemeyi, su içmeyi unutur. İnsanın; yemeği de suyu da artık yaptığı işin anlamıdır.
Bu demek değildir ki. Sadece işimizin anlamıyla uğraşacağız. Davranış düzlemlerimizde, birçok rollerimiz vardır. Babayızdır, kardeşizdir, eşizdir, öğretmenizdir, doktoruzdur. Önemli olan bu rollerimiz arasında uyum sağlayabilmektir. İşine anlam yükleyen bir doktor, aynı zamanda baba olmaya da bir anlam yüklemelidir.
Herkesin davranış düzlemlerindeki, rollerinin her birinde, Anlamlı bir hayatı olması dileğiyle,
Hoşçakalın.