İnsanlığın, emek yoğun dünyada yavaş yavaş bir yabancıya dönüşmesi olarak tanımlanan bir süreç yabancılaşma. Bağlı olduğu gruplardan ve süreçlerden zaman içerisinde uzaklaşmasını, kopmasını, kendini izole etmesini ifade ediyor. Bir taraftan tepkisel bir duruş, diğer taraftan da çaresizlik içeriyor.
Covid-19 (Coronavirüs) pandemisi ile yabancılaşma kavramını hiç bilmesek bile, bir çoğumuz bu süreci yakından deneyimledik. Alınan önlemlerle birlikte sosyal çevremizden uzaklaştık, sevdiklerimize dokunamadık, özgürce evlerimizden çıkamadık, seyahat edemedik, istediğimiz zaman istediğimiz yerde bulunamadık…
Virüsün yüksek düzeydeki bulaşıcı ve ölümcül etkisi nedeniyle oluşan korku, tedirginlik, izolasyon ve yüksek mesafe önemli etkiler ortaya çıkardı. Tüm dünyada insanları birbirinden uzaklaştırarak sosyal yabancılaşmaya, iş hayatlarındaki eylem ve duygularını sınırlayarak da kurumlarına ve işlerine yabancılaşmalarına neden oldu. Bu durumdan birçok sektör gibi, eğitim sektörünün önemli aktörlerinden yükseköğretim kurumları da nasibini aldı.
Uzaktan eğitim ile birlikte akademisyenin evinin bir bölümü derslik, ofis hatta konferans salonu veya laboratuvar halini aldı. Akademisyenler de diğer tüm çalışanlar gibi evin sınırlı alanı içerisinde hem ev halkının hem de işteki yönetici, iş arkadaşları ve hizmet alanların beklentilerini karşılamak zorunda kaldılar. Bu süreçte yüz yüze iletişimden uzak kalınması, öğrencilerin akademiye kattığı dinamizmin yok olması, sınıftaki etkileşimli ders ortamının uzaktan sağlanamaması, bilgiye erişimde güçlük çekilmesi, sosyal ilişkilerin birey üzerindeki motive edici etkisinin ortadan kalkması, sosyal izolasyonun psikolojide oluşturduğu yalıtılmışlık hissi, evdeki dikkat dağıtıcı unsurlar, ev ve işteki rollerin yeni dönemde birbirine karışması gibi faktörler akademik yabancılaşmayı körükledi.
Biz de pandemi döneminde akademide nelerin olduğunu incelemek istedik. Pandemi nedeniyle uzaktan eğitime geçilen üniversitelerde bu durumun akademik yabancılaşmaya neden olup olmadığını araştırdık. Ayrıca akademisyenlerin psikolojik olarak dayanıklı olmalarının, Covid-19 pandemisinde akademik yabancılaşmadaki etkisini ortaya koymaya çalıştık.
Türkiye’nin neredeyse tüm illerinden araştırmaya katılım sağlamış olan 684 akademisyenden veri topladık. Bu veriler üzerinden de pandemide akademisyenin neler yaşadıklarına baktık.
Akademisyenlerin pandemi öncesi zamanlarının büyük çoğunluğunu araştırma yapmaya, makale yazmaya ve yöneticilik yapmaya ayırdıklarını gördük. Ancak pandemi nedeniyle uzaktan eğitime geçen akademisyenler makale yazmak ve yöneticilik yapmaktan uzaklaşırken, aileleri ile zaman geçirmeye ve kitap okumaya yönelmişler. Bu da gösteriyor ki pek çok meslekte olduğu gibi akademisyenlerin de gün içerisindeki faaliyetleri pandeminin etkisi ile önemli ölçüde değişti.
Pandemi nedeniyle akademisyenler en çok kendilerine yabancılaştılar. Kendine yabancılaşan akademisyenlerin en fazla yalıtılmışlık ve güçsüzlük hissettiler. Sosyal ilişki kurma eğilimi yüksek olan bir meslek grubu için öğrenci veya meslektaş ile bir arada olamamanın, hayatın daha çok ev ile sınırlı kalmasının, ders anlatımında öğrenci ile yüz yüze olamamak güçsüzlük ve yalıtılmış hissini arttırdı. Güçsüzlük ve yalıtılmışlık hissi yaşayan akademisyenlerin, akademik performansları da düştü.
Aslında tüm bu olumsuz tablo, bireysel düzeyde psikolojik dayanıklılık ile giderilebiliyor. Çünkü psikolojik dayanıklılık öncelikle akademisyenlerin kendilerine yabancılaşmasını engelliyor. Sonrasında yalıtılmışlık ve güçsüzlük hissini ortadan kaldırarak bilimsel araştırmaya yabancılaşma ve eğitim-öğretime yabancılaşma konularında da avantaj sağlıyor.
Bu noktada psikolojik dayanıklılıkları sayesinde akademisyenler faaliyetlerine devam edebilecek ve kullandıkları yeni iletişim yöntemleri ile akışı yakalayabilecekler. Bu da onların süreçten daha az zarar görmelerine, yabancılaşma yaşamamalarına neden olacak. Akademik yabancılaşma yaşamamak ise akademik performansın düşmesini engelleyecek.
Eğer akademisyenlerin psikolojik dayanıklılıklarını artırabilirsek, kriz durumlarında kendilerine ve işlerine yabancılaşmalarının önüne geçebiliriz. Onların olumsuzluklara rağmen ayakta kalmalarına ve başarılı işler yapmaya devam etmelerine yardımcı olabiliriz. Elbette akademisyenler için geçerli olan bu formül, diğer iş kollarına da genişletilebilir. Hem insanoğlunun motivasyonu ve tatmini, hem de nüfusun ekonomiye katkısı anlamında önemli katkılar sağlanabilir.
*Doç. Dr. Ali Murat ALPARSLAN, Doç. Dr. Sema POLATCI, Öğr. Gör. Seher YASTIOĞLU tarafından yapılan bu araştırmanın detayları yakın zamanda Burdur Mehmet Akif Ersoy Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi dergisinde yayınlanacaktır.