EN İYİ ARKADAŞIMIZI SİZ DE TANIYIN: ÖZ ŞEFKAT

Düşünelim ki en iyi arkadaşlarınızdan birine telefon ettiniz ve sesinin iyi gelmediğini fark ettiniz. Ne olduğunu sorduğunuzda, çok istediği iş başvurusunun kötü geçtiğini ve işe alınmadığını anlattı. Kendisini yetersiz ve çaresiz hissettiğini, ne kadar incindiğini; sesinin titremesinden anlıyorsunuz. Öyle ki arkadaşınızın üzüntüsü sizin de içinizi titretiyor, onun adına üzülüyorsunuz. Zor bir dönemden geçen arkadaşınız sürekli olarak kendisini suçluyor, tüm olanlardan kendisini sorumlu tutuyor, acımasızca kendini eleştiriyor.

Böyle bir durumda ona karşı nasıl davranacağınızı, söyleyeceğiniz sözlerden, sesinizin tonuna kadar hayal edin lütfen. Durumu kolaylaştırmak adına 2 seçenek verelim:

  • İlk seçenekte ona “Sana defalarca söyledim, böyle olacağını biliyordum”, “Beceriksizin tekisin sen, bu şekilde davranmaya devam edersen ömür boyu başarısız olacaksın!”, “Hiç şaşırmadım, zaten bunu hak etmiştin” dediğinizi düşünelim.
  • İkinci seçenekte ise o anda arkadaşınız için sığınılacak bir liman olup, ses tonunuzu yumuşatıp “Üzülmüş olmalısın”, “Şimdi yanında olabilseydim de sarılabilseydim sana”, “Bak ne olursa olsun ben seni seviyorum”, “Tüm bunlar geride kalacak”, “Sen çok değerlisin”, “Bu herkesin başına gelebilecek bir durum” gibi cümlelerle moral verip, “Eminim sen bu işin üstesinden geleceksin, peki bunun için sana nasıl yardımcı olabilirim?” diye sorduğunuzu hayal edelim.

Peki ilk seçenekteki söylemler tanıdık geldi mi?

Biz de kendimizle; başarısızlıklarımızda, hatalarımızda bu şekilde konuşmuyor muyuz?

Ya sonra ne oluyor? İsterseniz arkadaşımızın işe alınmama örneği üzerinden devam edelim. İlk seçenekteki gibi davrandığımız arkadaşımız, bizim söylediklerimizin üzerine daha çok mu çalışacak, hatalarını fark edip daha başarılı mı olacak? Belki kısa süreli olarak aceleci tavrıyla hoyratça bir gayret içerisine girecek, ancak zaman içerisinde kendisine olan inancını yitirecek. Tekrar eleştirilmekten, başarısız olmaktan korkacak ve büyük ihtimalle iş ile ilgili hayalinden vazgeçecek. Çünkü tekrar deneyip başarısız olduğunda yaşayacağı yıkımın çok daha ağır olacağını düşünecek ve bununla karşılaşmak istemeyecek. Ayrıca kendisini daha da mutsuz eden geribildirimi veren sizden soğuyacak, uzaklaşacak.

İkinci seçenekteki gibi davranmamız durumunda ise yani anlayışlı, sevgi dolu, nazik ve motive edici olduğumuzda, bu arkadaşımızın kendisini daha iyi hissetmesine neden olacaksınız. Çünkü başarısız olmanın herkesin başına gelebilecek bir şey olduğunu ve başarısız olduğunda yanında ona destek verebilecek birisinin olduğunu görmüş olacak. Hem cesaret verici hem de koşulsuz  bu destek onun bundan sonraki hataları ve başarısızlıkları için bir kalkan görevi görecek ve bunlarla mücadele edebilmeyi öğrenecek.

İkinci seçenekte arkadaşımıza karşı davranışımızı, kendimize karşı sergilediğimizde ortaya gözle görülür olumlu değişiklikler çıkmaktadır. Kendimize yaptığımız bu anlamlı ve duyarlı dokunuşun adı Öz Şefkat.

Parmağımızı kestiğimizde yarayı temizler, yara bandıyla sarar ve iyileşmesi için elimizden geleni yaparız. Ancak duygusal halimiz için aynı şefkati göstermeyebiliriz. Kişinin kendine şefkat gösterme yeteneği aslında her insanda doğuştan var olan sevmek gibi, düşünmek gibi bir yetenek. Bu yeteneğin beceriye dönüşüp meleke olması için bunu uygulamak, kendimize bilinçli bir şefkat gösterimi gerekli.

Sevdiklerimize, çevremize hatta tanımadığımız insanlara, yolda gördüğümüz bir çocuğa veya sokak hayvanlarına karşı koşulsuzca şefkat gösterirken, kendimize karşı şefkat göstermeyi ihmal etmişiz. Onların acı çektiklerine şahit olduğumuzda acılarını hafifletmek amacıyla, anlayışla yaklaşıp destek olurken, eleştirmek yerine onları anlayıp yanlarında olduğumuzu gösterirken, kendimize karşı hep acımasız olmayı tercih etmişiz. Bir hata yaptığımızda, bir başarısızlık yaşadığımızda bizi acımasızca eleştiren, yargılayan, “Yine naaptın sen?” deyip bize sitem eden bir ses var içimizde. Tüm olumsuzluklardan bizi sorumlu tutuyor, tembel olduğumuzu, başarısız olduğumuzu söyleyip duruyor. Giderek kendimizi güçsüz, anlamsız hissediyor ve sonunda kendimize yabancılaşıyoruz. Hal bu ki insan bu alemdeki en değerli, en eşsiz varlık değil miydi? Başkalarına memnuniyetle sunduğumuz şefkati, kendimize göstermemiz neden bu kadar zor? Kendimize de “sevdiğimiz, değer verdiğimizi birisine” davrandığımız gibi davransak nasıl olur? İşte öz şefkatin gücü burada ortaya çıkıyor.

Kelimenin İngilizce kökeni (self-compassion) “kendinle birlikte acı çekmek” anlamına geliyor. Öz şefkat, kendimize, değer verdiğimiz birine davrandığımız gibi davranmamızdır. Zor zamanlarda kendimize sevgi ve anlayış göstermek, en yakın arkadaşımıza söyleyeceğimiz moral verici sözleri ve davranışları kendimize yöneltmektir. Kendi acımıza açık olmamız, acımızdan kaçmak yerine kendimizi şefkatle iyileştirme arzumuzdur. Diğer yandan haz gibi acıyı da ve haz ile acı arasında kalan tüm nüansları da kucaklamamızdır. Bunu öğrendiğimizde sadece olumlu duygulara neden olan anları değil, tüm anları doyasıya yaşamız oluruz.

Peki öz şefkatimizi geliştirmek için ne yapmalıyız?

  • Öncelikle tüm duygularımızın farkında olmalıyız. Biz duygularımıza adil davranmıyoruz, bazı duygularımızı sarıp sarmalayıp baş tacı ederken, başka duyguları yaşayan kendimizi paspas ediyoruz. Özellikle acılarımızdan köşe bucak kaçıyor, onu dönüştürmeye çalışıyor, acı çektiğimizden dolayı kendimize kızıyoruz. Bu durumda acımız derinlere inip daha da güçleniyor. İyisiyle kötüsüyle tüm duygularımızı kabul edip, onlara anlayışlı ve duyarlı olmalıyız.
  • Yaşadıklarımızın herkesin başına gelebileceğini bilmeliyiz. Acı, hayatın bir parçası ve bu nedenle olumsuz bir durum ile karşılaştığımızda “Hata bende”, “Hep benim başıma geliyor böyle şeyler” diye düşünüp kendimizi yiyip bitirmek yerine, herkesin hayatında bu tarz olumsuzlukların var olduğunu görebilmeliyiz.
  • Acılarımıza, başarısızlıklarımıza, hatalarımıza ilgi gösterip, var olanla barışık hale gelmeliyiz. İşler yolunda gitmediğinde kendi yaramızı kanatmak yerine, güçlükler karşısında zorlanan ruhumuzu sarıp sarmalamalıyız. Olumsuz duygu ve deneyimlerin içerisinden geçerken kendimize anlayışlı, nazik, sevecen davranmalıyız.

Cep telefonlarımızı bile hasar görmesin diye kılıflarda kullanırken, kendimize aynı özeni göstermiyoruz. Açıkçası hepimizin öz eleştiri kadar öz şefkate de ihtiyacı olduğunu bilmeliyiz. Yaşadıklarımıza hep duygusal değil, bazen olgusal bakarak sakin bir değerlendirme yapabilmeliyiz. O halde gelin kendi kendimizin elinden tutalım ve kendimize anlayış gösterelim. Denemeye değmez mi?

Öz şefkat becerisi daha yüksek fiziksel ve psikolojik sağlık, daha yüksek iş ve yaşam tatmini, daha fazla mutluluk, daha yüksek performans, daha fazla dayanıklılık, daha fazla motivasyon, daha iyi kişiler arası ilişkiler, daha iyi kilo kontrolü gibi pek çok olumlu faktörü beraberinde getiriyor. Diğer yandan daha az depresyon, daha az stres, daha az korku, daha az mükemmeliyetçiliğe neden oluyor.

Daha da önemlisi kendimize şefkat gösterdiğimizde diğerlerine şefkat göstermek adına daha güçlü ve anlayışlı oluruz.Çünkü biliyoruz ki kendine şefkat etmeyen, başkasına da gerçek bir şefkat (koşulsuz kabul eden) gösteremez.

İşte o zaman insanlık şefkatle iyileşir, ilerler.

Hiç de fena bir tablo değil, ne dersiniz?

Son olarak bakın 13. yüzyılda Mevlana bu konuda ne demiş:

Misafirhane

İnsan dediğin bir misafirhane,

Her sabah yeni birisi gelir.

Bir sevinç, bir bunalım, bir tamahkarlık,

Veya anlık bir farkındalıktır gelen,

Beklenmeyen misafirler gibi.

Karşıla hepsini, ağırla onları!

Evini altüst etseler ve

Eşyalarını alıp giden,

Bir kederler kalabalığı olsalar bile.

Yine de her birine onurla davran,

Kim bilir belki de yeni bir haz getirmek için

Boşaltmışlardır evini.

Gelen bir karanlık düşünce, utanç ve haset de olsa,

Karşıla onu kapıda gülerek

Ve buyur et içeri.

Kim gelirse gelsin,

Minnettar ol ona,

Zira her biri öte taraftan gönderilmiştir

Bir rehber olarak.

Mevlana Celaleddin-i Rumî

Mesnevi 5. cilt- 3676

2 Replies to “EN İYİ ARKADAŞIMIZI SİZ DE TANIYIN: ÖZ ŞEFKAT

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir